;
top of page

Sayılar

HAYAT KAÇ RENK?

İnsanlar ne kadar çok renkli hayaller kurar. Bu hayallerin içinde, ne kadar istemeseler de siyah da vardır. Çünkü her hayat, yalnızca aydınlıktan, neşeden ve güzel renklerden ibaret değildir. Kimi ressamlar vardır; hayat onlara en güzel renkleri armağan etse de fırçalarını başka renklere değdirmek istemez, siyaha âşık olurlar. Belki de siyah, onların hayatı anlatma biçimidir. Peki, gerçekten siyah korkulası, kayıpların ve acıların abidesi olan bir renk midir? Yoksa asaletin,

FARKLI BAŞLANGIÇLARIN OLDUĞU BİR YOLDA EŞİTLİK MÜMKÜN MÜ?

“Eşitlik, herkese aynı yolu göstermek değildir. Çünkü bazıları o yola ayakkabılarıyla, bazıları ise çıplak ayaklarıyla başlar. Aynı çizgide duruyor olabiliriz; ama hepimiz aynı yerden başlamadık.” Toplumda eşitlik, sıkça savunulan ve uygulandığı düşünülen bir kavram. Herkesin aynı haklara sahip olması, aynı kuralların herkes için geçerli olması ve hiç kimsenin bir başkasından üstün tutulmaması gerektiği düşüncesi… Tüm bunlar, kâğıt üzerinde oldukça adil görünüyor. Lakin küçük

İSTİĞFAR VE FAZİLETİ

KONUYLA İLGİLİ AYETLER “Allah’tan, hem kendi günahın için hem de mümin erkeklerle mümin kadınlar için bağışlanma dile.” ( Muhammed,19) “Allah’tan bağışlanma iste; çünkü Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.” ( Nisa, 106) “Rabbini eksiksiz övgülerle överek tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile. Çünkü O, kendisine tövbe ile yönelenlerin tövbelerini kabul eder.” (Nasr, 3) “Takva sahipleri için Rableri katında mesken olarak içlerinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları

Taşın Sesi, Şehrin Düşü: Ankara

İnsan sanır ki şehirleri haritalar çizer, yolları asfaltlar belirler. Oysa bir şehri asıl kuran şey, sokaklarında biriken sessizlik ve o sessizliğe sinmiş insan hikâyeleridir. Taşın da bir hafızası vardır çünkü; üzerine düşen gölgeyi, gecenin soğuğunu, bir pencerenden sızan ilk ışığı ve o pencerenin arkasında iç çekeni unutmaz. Mekân, yalnızca içinde yaşadığımız bir kabuk değil, ruhumuzun dışarıya taşan, taşa ve tuğlaya bürünen halidir. Bu hafızanın en dingin, en derin fısıld

Denizin Kıyısında, Zamanın Renginde: İstanbul

Ankara’nın bozkırında suskunlaşan taşlar, İstanbul’a gelince devasa bir dalgaya dönüşüp konuşmaya başlar. İstanbul, hafızasını saklamayan, aksine onu Boğaz’ın sularına, martı çığlıklarına ve yüzyıllık çınarların altına saçan sarhoş edici bir masaldır. Burada mekân, insanın zihnine sessizce sızmaz; gürültüsüyle, kokusuyla, erguvan rengiyle insanı yutar ve kendi hikâyesinin bir parçası kılıverir. Eyüpsultan’a doğru yürüdüğünüzde şehrin gürültüsü birden çekilir, yerini derin bir

İLKELER’İN ÖNEMİ

20. Yüzyılın başlarında, zorlukların ardından yeniden doğan bir ulusun kaderi, sadece tek yönlü gelişme değil, askeri yönde hem de zihinlerde ve kurumlarda gerçekleşen köklü bir zihniyetin değişim çizilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk ve bu yolda yürüdükleri silah arkadaşlarının beraberliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, sadece toprak savunmak değil; Milli egemenlik ve bilim temelinde yükselen bütünüyle modernleşme projesidir. Yıkılmış bir imparatorluğun ardından çağdaş, bağıms

Geçmişten Geleceğe: Soluklaşan Hayat

Geçmişten geleceğe doğru baktığımızda, fark etmeden giderek daha soluk bir dünyanın içinde yaşamaya başladığımızı görmek mümkün. Geçmişin renkli dünyasını geride bırakırken, hayatımızı siyah, beyaz, gri ve bej gibi birkaç renkle sınırlandırmaya başladık. Belki bunu sadelik, modernlik ve zarafet olarak istedik; belki de bize sunulan renkleri sorgulamadan kabul ettik. Oysa canlı, cesur ve özgür renkler her zaman hayatımızın bir parçasıydı. Bugün ise renklerin giderek daha az gö

SIRADANLAŞMAK

İnsan neden sıradanlaşır ya da sıradanlaşma gereği duyar? Başkaları gibi olmak istediği için mi, yoksa başkasında olan kendisinde olmadığı için mi? Nedeni meçhul... Günlük hayatımıza baktığımızda hiç kimse tam olarak hayatından memnun değil. Ya daha fazlasını istiyor ya da başkasında olana sahip olmak. Nedir bu başkası anlayabilmiş değilim. İnsan tabii ki hep daha fazlası için uğraşmalı, didinmeli ona sözüm yok. Fakat bunu kendisi istediği için yapmalı, başkasında gördüğü ya

KAHVALTI SOFRALARIMIZA MİSAFİR OLAN LEZZETİN YOLCULUĞU

Kahvaltı sofralarımıza misafir olan lezzet sizce nedir? Siz bu cümleyi okuduktan sonra biraz düşünün. Ben de size bilmeniz için bazı ipuçları vereyim: Aslında sadece kahvaltı sofrası demek biraz yanlış olabilir. Çünkü her öğünde yenilebilecek bir lezzet. Kendisi yeşil ve siyah olmak üzere ikiye ayrılıyor. Çekirdeği var. Bazı yerlerde sofraya konulmadan önce üzerine sıvı yağ dökülüp üzeri toz acı biber dökülüyor. Bazı yerlerde ise sofraya direkt konuluyor. Bu verdiğim ipuçları

TEKASÜR SÜRESİ

TAKDİM Tekâsür sûresi Mekke’de inmiştir. Bu sûre insanların hayatın aldatıcı şeyleri ile meşgul olduklarından ve dünya malını biriktirmeye olan düşkünlüklerinden bahseder. İnsanların bu özellikleri, ölüm kendilerine ansızın gelip malları ile aralarını ayırıncaya ve onları kabirlere nakledinceye kadar devam eder. Bu mübarek sûrede, insanları uyarmak ve bâki olanı bırakıp fâni olanla meşgul olmalarından dolayı hata ettiklerine dikkat çekmek için, uyarı ve tehdit tekrarlanmıştır

30 AĞUSTOS ÖNEMİ 

1922 yılında Ağustos ayı, yalnızca Milli Mücadele’nin askeri safhasını kapatan bir takvim boşluğu değil, aynı zamanda Sevr antlaşması ile dayatılan yönetimin önemsenmediği tarihsel bir dönüm noktasıdır. Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile taçlanan 30 Ağustos Zaferi, ilk bakışta cephedeki stratejik bir üstünlük gibi görünse de esasen bir ulusun Türklüğün egemenlik hakkını ve siyaset varlığını var olmasını fiilen temsil etmesidir. Elde edilen bu kesin başarı, Lozan’a giden di

Yüzyılları Aşan Bir Mirasın Günümüzdeki Sesi: Esin Çelebi Bayru

​Günün birinde, asırlık bir çınarın gölgesinde büyümek ve o çınarın köklerindeki derin anlamı dünyaya anlatmak gibi bir sorumlulukla doğsaydınız ne yapardınız? İşte Esin Çelebi Bayru, tam olarak böyle bir mirasın, Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin soyundan gelen 22. kuşak torunu olarak bu büyük sorumluluğu omuzlarında taşıyan bir isim. Ancak onu sadece bir soyadı ya da aile bağından ibaret görmek büyük bir eksiklik olur. Bayru, Mevlevî kültürünün sadece bir mirasçısı değil; o

GİRDÂB-I GAFLET

Dünya nereden geldiğini bilmeyen insanlarla dolu, Nereye gideceğini bilir mi unutan insan? Gideceği yer kendisine yakîn olduğu an Nedamet dilinde kelam. Unutmama sebep bütün maddeleri Kurtulmama karşılık sürsem ileri, Hem atayı hem anneyi hem zevceyi Versen de fezayı, kaldırmaz senden ilahi cezayı. ALEYNA BEYZA NUR TAŞDEMİR

Mukaddes Mücadele

Hayatın Neresindeyim? Ben bu hayatın neresindeyim? Kalu Bela ile Sûr'a arasında, Arafta kalmış biçare î, aciz... Ebedi olan bir âlemin, Sonlu yolunun evveliyatındayım. Kalıcı olmayan bir rafta okunmayı bekleyen kitap, Kitabı yazan kalem... Sahi, ben neredeyim? An bile olmayan bir anın içinde, Bu âlemin neresindeyim? Ne âlemin dışında, ne de içindeyim. Sahi, ben neredeyim? Cevap nefsinde gizlidir: Bu hayata konumlandırılmış bir kul, Her beş vakit vuslatı bekleyen biçare, Yolda

O ve Ben

Bir Çile ve Dönüşüm Mimarisi: Necip Fazıl Kısakürek ve "O ve Ben" Necip Fazıl Kısakürek’i ilk kez okuyacaklar için en ideal başlangıç noktası hiç şüphesiz "O ve Ben" eseridir. Çünkü şairin şiirlerindeki keskin ruhsal kırılmaları ve fikir dünyasındaki devasa başkalaşmayı kavrayabilmek, ancak onun iç dünyasına ve otobiyografik izlerine derinlemesine nüfuz etmekle mümkündür. Esasen başkalarının hayatını okumanın en asil ve faydalı yönü, o yaşanmışlıklardan bir ibret alabilmektir

KEŞKELERDEN KURTULMA VAKTİ

İnsan zamanı geri alabilir mi? “Keşke” ne kadar gerekli bir sözcük veya ne kadar da anlamsız? Radyoda hiç tanımadığı bir kadın sesi, belli belirsiz tekrarlıyordu nakaratı: “Keşkeleri çıkarttım hayatımdan, eyvallahlar bana göre değil artık...” Aniden radyonun takatten çoktan düşmüş sesi kesildi. Çocuk bir an kaldırdı başını, çok da aldırış etmedi o tanımadığı sesin sözünün kesilmesine. “Keşke,” dedi. “Keşke zamanında çalışsaydım!” Şimdi burada bu kadar umutsuz olmazdım belki

KIŞIN HEMEN ARDINDAKİ BAHAR

"Hayatın yazdırdığı, edebiyatın sakladığı hikâyeler..." Dünya bazen insanın üzerine dar bir hırka gibi dikilir. Adım atsanız dikişleri patlayacakmış, nefes alsanız göğsünüzü parça parça edecekmiş gibi bir ağırlık çöker omuzlara. Hepimiz, kendi hikayemizin görünmez kuyularında, kimselere fısıldayamadığımız sızılarla demleniriz. Kimi bir ayrılığın bıraktığı dilsiz boşlukla sınanır, kimi geleceğin o belirsiz, sisli yamacında yolunu bulmaya çalışır. Hayat, köşeli köşelerinden vur

O İnce Çizgi

İnsan, doğası gereği her şeyi erken öğrenen bir canlı. Hayatın toz pembe olmadığını, bir yerlerde haksızlıkların döndüğünü, vedaların zamansız gelebileceğini ve o çok güvendiğimiz düzenin bir gecede altüst olabileceğini daha çocukken televizyon ekranlarından, yetişkinlerin fısıltılarından ya da okuduğumuz kitapların satır aralarından öğreniriz."Hayat acımasızdır,"deriz henüz ilk darbeyi almadan önce. Biliriz. Bildiğimizi sanırız. Oysa bilmek, kıyıda durup fırtınalı bir denizi

ASR SÛRESİ

Mekke’de nazil olmuştur. Üç âyettir. Bismillahirrahmanirrahim 1.Asr’a and olsun ki, 2.Hiç şüphesiz insan ziyandadır. 3. Ancak iman edenlerle salih amel işleyenler, bir de birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır. GİRİŞ Üç âyetlik bu kısacık sürede İslâm’ın beşer hayatı için mükemmel bir sistemi ifade ediliyor. İman düşüncesinin işaretleri en ince şekliyle ve en açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu süre kısa ifadeler içerisinde İslâm ümmetini

Cengiz Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel

Kitap Değerlendirmesi Cengiz Aytmatov’un 1980 yılında kaleme aldığı “Kılım Karıtar Bir Kün (Gün Uzar Yüzyıl Olur / Gün Olur Asra Bedel)” adlı romanı, Sovyet dönemindeki Orta Asya bozkırlarında geçen; gelenek, hafıza, modernleşme ve insanlık temalarını bir arada işleyen önemli bir eserdir. Tek bir dönemle sınırlı kalmayarak doğrusal olmayan bir zaman kurgusuyla üç farklı ana dönemi iç içe işler. Roman, Sovyetler Birliği’nin II. Dünya Savaşı sonrasındaki Soğuk Savaş Dönemi’ni (

bottom of page