Taşın Sesi, Şehrin Düşü: Ankara
İnsan sanır ki şehirleri haritalar çizer, yolları asfaltlar belirler. Oysa bir şehri asıl kuran şey, sokaklarında biriken sessizlik ve o sessizliğe sinmiş insan hikâyeleridir. Taşın da bir hafızası vardır çünkü; üzerine düşen gölgeyi, gecenin soğuğunu, bir pencerenden sızan ilk ışığı ve o pencerenin arkasında iç çekeni unutmaz. Mekân, yalnızca içinde yaşadığımız bir kabuk değil, ruhumuzun dışarıya taşan, taşa ve tuğlaya bürünen halidir.
Bu hafızanın en dingin, en derin fısıldadığı yerlerden biri Ankara’dır.
Ankara’yı bilmeyenler onu gri binaların, resmî evrakların, dik yokuşların ve soğuk rüzgarların şehri sanır. Oysa Ankara, bağırarak değil, ancak susarak anlaşılan edebi bir keder taşır. Şehrin sokaklarında yürürken attığınız her adım, aslında geçmişin izlerine basar. Kızılay’ın kalabalığında teğet geçtiğiniz bir yabancı, Ulus’taki eski bir hanın avlusunda demlenen çayın buğusu, yaprakların döküldüğü bir sonbahar ikindisi... Bunların hepsi aynı hikâyenin parçalarıdır.
Ulus’a doğru yürüdüğünüzde zamanın rengi değişir. Cumhuriye'tin ilk yıllarından kalan o taş binalar, gururlu ama biraz yorgun birer ihtiyar gibi durur karşımızda. Taşların gözeneklerinde; eski bir plağın cızırtısı, ilk meclisin heyecanı, ceplerinde hayalleriyle tren garına inen gençlerin adımları saklıdır. Ankara Kalesi’ne çıktığınızda ise altınızda serilen şehir, bir coğrafya dersi değil, bir insan psikolojisidir. O kaleden aşağı bakan her şair, her yazar, kendi içindeki yalnızlıkla yüzleşmiştir. Çünkü Ankara yüksekten bakıldığında denizini arayan değil, kendi içindeki bozkır okyanusunda kaybolan insanların şehridir.
Bu şehrin mimarisi, insanının mizaç haritasıdır bir bakıma. Yokuşları sabrı öğretir, ayazı insanı kendine getirir, bir çay ocağının sıcaklığı ise en sığınaklı liman olur. Ankara'da bir bankta oturup binaların gölgelerine baktığınızda, mekânın sizi nasıl şekillendirdiğini hissedersiniz. Şehir size acele etmemeyi, derine bakmayı ve görünür olanın arkasındaki o mahcup güzelliği bulmayı öğretir.
Ankara, gösterişli süslerin arkasına saklanmaz; sadeliğin, dostluğun ve biriktirilmiş anıların şehri olarak kalbinizin bir köşesine yerleşir. Taşlar konuşmaya başladığında, o gri binaların aslında ne kadar çok renkle dolu olduğunu anlamak sadece bir an meselesidir.
Melike Saliha Akbak
Yorumlar