FARKLI BAŞLANGIÇLARIN OLDUĞU BİR YOLDA EŞİTLİK MÜMKÜN MÜ?
“Eşitlik, herkese aynı yolu göstermek değildir. Çünkü bazıları o yola ayakkabılarıyla, bazıları ise çıplak ayaklarıyla başlar. Aynı çizgide duruyor olabiliriz; ama hepimiz aynı yerden başlamadık.”
Toplumda eşitlik, sıkça savunulan ve uygulandığı düşünülen bir kavram. Herkesin aynı haklara sahip olması, aynı kuralların herkes için geçerli olması ve hiç kimsenin bir başkasından üstün tutulmaması gerektiği düşüncesi… Tüm bunlar, kâğıt üzerinde oldukça adil görünüyor. Lakin küçük bir ayrıntıyı gözden kaçırıyoruz: Herkes, hayat denen bu yarışa aynı çizgiden mi başlıyor?
Düşünün; daha dünyaya gelmeden önce yaşam şansımız belirlenmiş oluyor. Hangi ailede doğacağımızı, nasıl bir evde büyüyeceğimizi, hangi imkânlara sahip olacağımızı biz seçmiyoruz. Kimi insan daha çocuk yaşta hayallerini gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyduğu desteğe sahipken, kimi insanın en büyük hayali yalnızca sahip olamadığı bir imkâna ulaşabilmek olabiliyor.
Sonra büyüyoruz ve hepimize aynı cümle söyleniyor:
“Yeterince çalışırsan her şeyi başarabilirsin.”
Peki gerçekten herkesin “yeterince” çalışabilmek için aynı şartları var mı, eşitlik bu doğrultuda sağlanabiliyor mu?
Bir öğrenciyi düşünelim. Sınavdan yüksek bir not alıyor. Başarılı olduğu için onu takdir ediyoruz. Başka bir öğrenci aynı sınavda başarısız oluyor ve belki de onun yeterince çalışmadığını düşünüyoruz. Fakat birinin ders çalışabileceği sessiz bir odası, istediği kaynaklara ulaşma imkânı ve onu destekleyen bir ailesi varken diğerinin bunların hiçbirine sahip olmadığını bilmiyoruz. İkisine de aynı sınav yapılıyor.
Ama aslında sınav çok daha önce başlamış olunan hayat sınavı…
Belki de eşitlik meselesindeki en büyük yanılgımız burada. Herkese aynı şeyi vermenin herkesi eşit bir noktaya getireceğini düşünüyoruz. Oysa başlangıç çizgileri farklıysa, aynı yolu yürümek herkesi aynı yere götürmüyor.
Bazen bir insanın başarısını yalnızca kendi çabasının sonucu olarak görüyoruz. Başarısızlığını ise yine yalnızca kendisine bağlıyoruz. Oysa insan, içinde bulunduğu çevreden tamamen bağımsız değil. Ailesi, statüsü, sınıfı, arkadaşları, yaşadığı yer, aldığı eğitim hatta en basitinden ten rengi yani genel anlamıyla kültürel ve ekonomik sermayemiz… Bunların hepsi hayatımıza farkında olduğumuzdan çok daha fazla dokunuyor.
Bu yüzden belki de bir insanın hayatına bakarken yalnızca “Nereye geldi?” diye sormak yerine, “Nereden başladı?” diye de sormamız gerekiyor.
Çünkü hepimiz aynı yarışın içindeyiz belki. Ama hepimizin başlangıç çizgisi aynı değil.
Ve belki de gerçek eşitlik, herkese aynı şeyi sunmak değil; herkesin hayata biraz daha eşit şartlarda başlayabilmesini sağlamak.
Peki ya sizce bu mümkün mü?
Gülsüm ALTUNBAŞ
Yorumlar