;
top of page

HAYAT KAÇ RENK?

20 Eyl
3 dakikada okunur

İnsanlar ne kadar çok renkli hayaller kurar. Bu hayallerin içinde, ne kadar istemeseler de siyah da vardır. Çünkü her hayat, yalnızca aydınlıktan, neşeden ve güzel renklerden ibaret değildir. Kimi ressamlar vardır; hayat onlara en güzel renkleri armağan etse de fırçalarını başka renklere değdirmek istemez, siyaha âşık olurlar. Belki de siyah, onların hayatı anlatma biçimidir. Peki, gerçekten siyah korkulası, kayıpların ve acıların abidesi olan bir renk midir? Yoksa asaletin, sakinliğin ve bireyselliğin tonu mudur? Belki de bunun tek bir cevabı yoktur. Çünkü renkler, yalnızca gözümüzün gördüğü tonlardan ibaret değildir; onlara yüklediğimiz anlamlarla birlikte yaşarlar. Bir toplum için yasın rengi olan siyah, başka bir yerde asaletin ve gücün simgesi olabilir. Beyaz bir yerde saflığı ve huzuru temsil ederken başka bir yerde vedanın rengine dönüşebilir. Renklerin anlamı, biraz da onları nasıl öğrendiğimizle ilgilidir. Hayat da böyledir aslında. Ona yüklediğimiz anlamların bir yansımasıdır. Kötü bir şey yaşadığımızda siyah, yasın en büyük rengi olur. Gecenin huzurunda bile siyah vardır; fakat yüreğimize bir buhran çöktüğünde, etrafımızı kara bulutlar sarar. Siyah, bazen yaşadığımız kaybın, bazen susturduğumuz cümlelerin, bazen de kimseye anlatamadığımız ağırlıkların rengidir. Karanlık, hayatın zor tonudur. Bir insanın siyahı seçmesine baktığımızda onu yalnızca “karanlığı seçmiş” biri olarak değerlendirmek ne kadar doğru olabilir? Belki hayat onu karanlığa sürüklemiştir. Belki omuzlarına taş, yüreğine ağırlık vermiştir. Öyle boğmuştur ki insanı, başka renkleri hayal etmeye bile fırsat bırakmamıştır. Ama belki de siyah her zaman acı değildir. Bazen siyah, insanın kendine ait olma biçimidir. Kalabalığın içinde farklı durabilmenin, kendi sınırlarını çizebilmenin, sessizce “Ben buyum.” diyebilmenin rengidir. Bu yüzden siyahı yalnızca karanlıkla özdeşleştirmek, belki de ona yapılmış en büyük haksızlıktır. Beyaz.. Ne kadar duru, ne kadar saf bir renktir aslında. Fakat hikâyesi siyah kadar derindir. Beyaz her zaman kapatır. Siyah gibi asi, hırçın, sivri ve koyu değildir. Sessizdir, derindir, sakindir ve bazen soğuktur. Belki de bundandır; doğduğumuzda beyaz bir örtüye sarılır, öldüğümüzde beyaz bir kefene konuruz.


Dışarıdan huzuru anlatırken içinde ağıtlar, vedalar ve hüzünler barındırabilir beyaz. Diğer renklerin neredeyse hepsiyle uyumludur; fakat aynı zamanda üzerine düşen her lekeyi de görünür kılar. Temizliği kadar kırılganlığı da vardır. Belki de insan hayatı da beyaz gibidir. Dışarıdan bakıldığında sakin, düzenli ve huzurlu görünen bir hayatın içinde kimsenin bilmediği hikâyeler saklı olabilir. İşte renkler biraz da böyledir. Biz onlara anlam veririz; sonra verdiğimiz bu anlamlar, dönüp bizi anlatmaya başlar. Hayat, kendi tuvalimize vurduğumuz renklerden ibarettir belki de. Önemli olan hangi rengi seçtiğimiz kadar, seçmediğimiz renklere neden karşı çıktığımızdır. Sizin beyazınız nedir? Siyahınız, maviniz, kırmızınız? Hayat sizin için kaç renkten ibarettir? Sarı size baharı hatırlatırken gri soğukluğu mu ifade eder? Mavi sizin için özgürlüğü ve sonsuzluğu mu resmeder? Kırmızı tutkuyu, yeşil umudu, mor yalnızlığı mı anlatır? Yoksa bütün bu anlamlar, yaşadıkça değişir mi? Ben hayatımın tuvalinde bütün renkleri barındırıyordum. Fakat inatla siyah tonunu beğenmiyor, kabullenmiyor, onu resmime dahil etmek istemiyordum. Siyahın hayatımdaki varlığını bir eksiklik, bir karanlık olarak görüyordum. Sonra fark ettim ki belki de resmimin siyaha ihtiyacı vardı. Ben, siyahı dışarıda bırakarak aslında resmimin bir parçasını eksik bırakmışım. Sonraları anladım ki eksik rengim siyahmış. Onun asilliği, koyu tonu, ağır duruşu; bütün diğer renklerin anlamını daha görünür kılıyormuş. Beyaz tonlarımın fark edilebilmesi için siyah fırça izlerine ihtiyacım varmış. Çünkü ışığı anlamlı kılan biraz da karanlıkmış. Belki de hayatın bize öğrettiği en zor şeylerden biri budur: Her rengi sevmek zorunda değiliz ama her rengin hayatımızda bir anlamı olabileceğini kabul etmek zorundayız. Çünkü insan, yalnızca yaşadığı güzel anlardan oluşmaz.


Kayıplarıyla, korkularıyla, yalnızlıklarıyla, sevinçleriyle ve umutlarıyla bütündür. Tıpkı bir resim gibi... Bazen tek bir renk, bütün resmi değiştirebilir. Ve belki de resmimizi eşsiz yapan, en sevdiğimiz renkler değil; hiç görmek istemediğimiz halde tuvalimize düşen o fırça izleridir. Çünkü bazı renkler hayatımıza güzellik katmak için değil, güzelliğin ne olduğunu bize öğretmek için gelir. Belki benim resmimi tamamlayan da buydu:Siyahın ağırlığı olmasaydı, beyazım bu kadar görünür olmayacaktı.


MELİSA İNANYAVUZ


Son Yazılar

Hepsini Gör
İSTİĞFAR VE FAZİLETİ

KONUYLA İLGİLİ AYETLER “Allah’tan, hem kendi günahın için hem de mümin erkeklerle mümin kadınlar için bağışlanma dile.” ( Muhammed,19) “Allah’tan bağışlanma iste; çünkü Allah çok bağışlayan ve çok mer

 
 
 
Taşın Sesi, Şehrin Düşü: Ankara

İnsan sanır ki şehirleri haritalar çizer, yolları asfaltlar belirler. Oysa bir şehri asıl kuran şey, sokaklarında biriken sessizlik ve o sessizliğe sinmiş insan hikâyeleridir. Taşın da bir hafızası va

 
 
 

Yorumlar


bottom of page