;
top of page

İntihar Dükkanı Kitap İncelemesi

“İntihar Dükkanı”, Jean Teulé tarafından kaleme alınmış, 2006 yılında yayımlanmış; kara mizah ve distopik öğeleri ustalıkla bir araya getiren, okurunu hayatın birçok yönünü sorgulamaya davet eden çarpıcı bir romandır. Kitabın başlarında son derece absürt bir toplum tasviri okuduğunuzu düşünseniz de ilerleyen sayfalarda verilmek istenen mesajı gayet net bir şekilde anlıyorsunuz. Yazar ise bu mesajı okuyucunun gözüne sokarak değil de daha çok kara mizahın ince yönünü kullanarak yapmaktadır.

Kitabın konusuna gelince: İntiharın artık normalleştirildiği, hatta gündelik hayatın bir parçası haline gelmiş bir toplumda, intihar olgusunu metalaştırmış bir dükkan çevresinde olaylar gelişir. “İntihar Dükkanı” adını taşıyan bu dükkan, intihar malzemelerinin satıldığı, adeta ölümün ticaretinin yapıldığı bir mekândır. Bu dükkanı işleten Tuvache ailesinin her üyesi, toplumun içinde bulunduğu kararsızlığını ve ölümün tek çıkış olduğuna dair inancı temsil etmektedir. Ancak bu tabloyu tersine çeviren Tuvache ailesinin son üyesi Alan’dır. Alan, toplumun ve ailesinin aksine oldukça hayat dolu, yaşadığı hayata bir anlam yükleyen ve oldukça güleç bir çocuktur. Dükkâna gelen müşteriler onun varlığıyla karşılaştıkça, intihara dair düşüncelerinde küçük de olsa bir değişim yaşarlar. Alan’ın mücadelesi yalnızca içinde bulunduğu toplumla değil, aynı zamanda kendi ailesinin karanlık bakış açısıyla da bir savaş halindedir.

Alan, toplumun tamamen zıttı yani umudu, yaşam sevincini vb. durumları temsil ederken kendi ailesi ise toplumla örtüşmüş olan intihar olgusunun birer temsilcileridir. Baba Mishima, baskıcılığı ve otoriteyi, mevcut geleneklerin ve toplumsal normların korunmasını benimsemiş bir figürdür. Bunu yaparken manipülatif ve zalim yolları kullanmaktan çekinmez. Ölümü estetikleştirir ve bunu ideolojik bir meşruiyet olarak kurgular. Baba Mishima, adeta Weber'in otorite meşruiyeti kavramının ete kemiğe bürünmüş hali gibidir. Onun karakteri, bu teorinin somut bir örneğidir. Anne Lucrèce, toplumun içtenleştirdiği melankoliyi ve umutsuzluğu temsil eden bir karakterdir. Anne Lucrèce’in çocuklarına ve eşine sergilediği tavırlar aile içindeki atmosferi belirlemektedir. Bu bağlamda, Lucrèce’i Hochschild’in “duyguların toplumsal yeniden üretimi” kavramıyla açıklamak mümkündür. Yani o klasik bir depresyon figürü olmaktan çok, umutsuzluğu ve melankoliyi nesilden nesile aktaran bir figürdür. Abi Vincent, her geçen gün ölüme yaratıcı fikirler getiren kişidir. Yani kapitalizmde inovasyon rolünü üstlenen, kapitalizme tamamen adapte olmuş ve ölümü bir meta haline getirmiş bir figürdür. Abla Marilyn, ölümün medyatik ve estetize edilmiş yüzünü simgeler. İsmi, Marilyn Monroe’nun trajedisine göndermedir. O, popüler kültürün parıltılı yüzeyinde gizlenen boşluğu, gençliğin çarpıtılmış ideallerini ve umutsuzluğunu temsil eder.

Kitap, Durkheim’ın intihar teorisinin üstüne kurulu bir toplumsal eleştiri sunmaktadır. Durkheim intiharın temel nedenleri arasında toplumsal normsuzluğa da dikkat çekmektedir. Kitapta tasvir edilen toplum da aslında tam olarak böyle bir toplumdur: Hiçbir normun olmadığı, kolektif herhangi bir hareketin ya da düşüncenin bulunmadığı, hatta yaşamın bile anlamını yitirdiği bir toplum. Bu normsuzluğun doğal bir sonucu olarak intihar kaçınılmaz hale gelmektedir.

Kitabın sunduğu bu distopik dünya ve toplum, öyle bir noktadadır ki ölümün bile ticaretinin döndüğü bir düzen tasvir edilmektedir. Bu durum, Karl Marx'ın metalaşma kavramının çarpıcı bir yansımasıdır. İntihar Dükkanı, kapitalist çürümenin somut bir örneğidir. Çünkü bu dükkan, ölümle yaşam arasındaki ince çizgiyi yok saymakla kalmaz; bunun üzerinden para kazanmayı da normalleştirir. Bu yönüyle eser, hem Durkheim'ın normsuzluk teorisini hem de Marx'ın metalaşma eleştirisini bir araya getiren güçlü bir toplumsal yorum sunmaktadır.

Eserin yazarı ise bu öğeleri mesaj verme ya da mesajı anlatma kaygısı gütmeden okura sunar. Bunu kara mizahı kullanarak yapar. Okur gülerken neye güldüğünü anlar, irkilir ve sorgular. Kısaca yazar, güldürürken sorgulatma işini gayet usta bir şekilde, okuru sıkmadan, onun bir şeyleri kendisinin anlamasını ve yorumlamasını sağlar. Böylece roman, didaktik olmadan güçlü bir toplumsal eleştiri kurar.

Sonuç olarak, “İntihar Dükkanı” eseri yalnızca distopik bir eser olarak kalmaz; modern toplumlarda yaşayan insanların arasındaki kolektif bilinci ve ekonomik yapının ne kadar acımasız olduğunu bize gösterir. Bu yüzden ben bir sosyolog adayı olarak, bu eserin kesinlikle meslektaşlarımın ya da kendini iyi bir yorumcu ve gözlemci olduğunu iddia eden her bireyin okumasını ve daha sonrasında bunun üzerinden kendine ve yaşadığı topluma dair bir özeleştiri yapması gerektiğini düşünüyorum.

Son Yazılar

Hepsini Gör
Çift Kimlikli Gençlik

Bazen dinlediğimiz şarkıyı bir anda susturur, Instagram’a koyduğumuz bir fotoğrafı geri çekerek ' sanki ben gibi olmadı' deriz. Sanki insanlar artık toplu taşımadan inerken kendi kimliklerini gizliyor

 
 
 
Diplomalı İşsizlik

Geçmişten bugüne üniversitelerin artması sonucu yükseköğretim, bireylerin sosyal ve ekonomik hayata katılımında kritik bir rol oynamaktadır. Ancak bu sürecin kontrolsüz ilerlemesi, günümüzde diplomalı

 
 
 
Toprak Sahanın Tozu

Bazıları için futbol, pürüzsüz yeşil çimler ve ışıl ışıl stadyumlar demektir. Ama bizim için futbol; diz kapaklarımızdaki kabuk bağlamayan yaralar, ayakkabının içinden eve taşınan siyah kauçuk parçala

 
 
 

Yorumlar


bottom of page