;
top of page

Çift Kimlikli Gençlik

Bazen dinlediğimiz şarkıyı bir anda susturur, Instagram’a koyduğumuz bir fotoğrafı geri çekerek ' sanki ben gibi olmadı' deriz. Sanki insanlar artık toplu taşımadan inerken kendi kimliklerini gizliyor, telefonlarını ve öz benliklerini çantalarının en derin yerine iterek toplum içinde kullandıkları maskelerini takıyorlar. Aslında aynı şehir, aynı insan hatta aynı günü yaşarız ama farklı bir ruh haline bürünür benliğimiz. Günlük hayatın sıradan anları gibi görünen bu küçük geçişler aslında son yıllarda giderek daha görünür bir hale işaret eder: çift kimlikli gençliği.

Bu durum çoğu zaman iki yüzlülük ya da samimiyetten uzak olarak değerlendirilir oysa mesele görünenden daha da derindir. Buradaki söz konusu, bir samimiyetsizlikten ziyade gençlerin içinde bulundukları sosyal ortamlarda var olabilmek için bir uyum stratejisidir.

Sosyolog Erving Goffman toplumsal yaşamı bir sahneye benzeterek bireylerin gündelik hayatlarında birer oyuncu gibi davrandığını söyler. Bu yaklaşıma göre birey kendisine iki yaklaşım türü sunar; bunlardan biri sahne önü diğeri de sahne arkasıdır. Sahne önü bireyin toplum içerisinde başka insanların yanında sergilediği davranışlar bütünüdür. Sahne arkası ise kişinin kendisi ile baş başa kaldığı durumda, maskesini çıkarttığı ve tam anlamıyla kendi olduğu, doğal ve özgür alandır. Günümüz gençleri ise bu iki alan arasında sürekli gidip gelmektedir. Sosyal medya çoğu zaman sahne arkası gibi algılanır; gençler burada daha rahat konuşur, cesurca davranarak kişiliklerini özgürce ifade ederler. Ancak gündelik hayatın 'gerçek' sahnesine çıkıldığında bu özgürlük hissi kendini temkinli ve kontrol etme duruşuna bırakır. Ses tonunda değişiklik, söylenecek kelimelerde seçme ve bazı fikirlerin paylaşımı geri çekilir. Bu geçiş zamanla öğrenilerek içselleştirilir. Genç, hangi ortamda hangi maskeyi takması gerektiğini artık fark etmeksizin yapar hale gelir. Goffman’ın yorumuyla, sahne önüne uygun bir role bürünür. Ancak sorun tam da burada kendini göstermeye başlar. Bu maskelenme süreci bir sürekliliğe döndüğünde artık genç birey sahne arkasında bir daralma sürecine girer. Kişi, kendisi gibi olduğu alanları kaybettikçe kendine ve hatta zamanla bulunduğu ortama yabancılaşma hissine kapılır.  Sürekli kendini kontrol etmek artık uzun vadede yorucu olmaya başlar. Birey bazen kendini ait hissetmediği başkası tarafından yazılan bir oyun içinde oynarken bulur.  Tam olarak da sorun buradadır, birey kendi gibi olmayı riskli, uyum sağlamayı da zorunlu bir hâl olarak görür. Bu mesele gençlerin çift kimlikli bir hayat sürmesi değildir. Asıl mesele tek bir hayatta tek bir kimlik ile var olmanın zamanla zorlaşmasıdır. Gençler çoğu zaman kendileri olmaktan vazgeçtikleri için değil, kabul görmek adına bu uyumu tercih etmek zorunda kalıyor.

Toplumun beklentilerine kulak vermek elbette önemli ancak bunu yaparken bireyin kendi iç sesini tamamen bastırması, zamanla daha derin bir yabancılaşmayı da beraberine getiriyor. Belki de asıl ihtiyaç duyulan şey, bu iki ses arasında bir denge kurabilmektir. Zamana gençlerin hem topum içinde var olabildiği hem de kendisi olarak kalabildiği alanların genişlemesi umuduyla.

Son Yazılar

Hepsini Gör
Diplomalı İşsizlik

Geçmişten bugüne üniversitelerin artması sonucu yükseköğretim, bireylerin sosyal ve ekonomik hayata katılımında kritik bir rol oynamaktadır. Ancak bu sürecin kontrolsüz ilerlemesi, günümüzde diplomalı

 
 
 
Toprak Sahanın Tozu

Bazıları için futbol, pürüzsüz yeşil çimler ve ışıl ışıl stadyumlar demektir. Ama bizim için futbol; diz kapaklarımızdaki kabuk bağlamayan yaralar, ayakkabının içinden eve taşınan siyah kauçuk parçala

 
 
 
Yağmur

Semadan merhamet indiriyor Hak. Can veriyor toprağa. Sema ağlarken gülüyor arz. Semayı ağlatan merhamet, Arzı güldüren rahmet. Temizliyor yeryüzünü rahmet. Can veriyor, nefes oluyor merhamet. Toprağa

 
 
 

Yorumlar


bottom of page