Toprak Sahanın Tozu
- Mustafa Akbak
- 1 Şub
- 1 dakikada okunur
Bazıları için futbol, pürüzsüz yeşil çimler ve ışıl ışıl stadyumlar demektir. Ama bizim için futbol; diz kapaklarımızdaki kabuk bağlamayan yaralar, ayakkabının içinden eve taşınan siyah kauçuk parçaları ve her yıkamada rengi biraz daha solan o emanet formalardır.
Amatör saha, toplumsal statülerin otoparkta bırakıldığı tek yerdir. Hafta içi masabaşında emir veren müdür ile sanayide çıraklık yapan genç, aynı korner organizasyonunda birbirine bağırırken görürsünüz. O an ne unvanın önemi vardır ne de yaşın. Önemli olan tek şey, topun çizgiyi geçip geçmeyeceğidir.
Amatör ligde saha sadece 105x68 metre değildir; saha, tel örgülerin arkasında soğuktan birbirine sokulan üç-beş sadık taraftardır. Saha, her hafta sonu "Bu son maçım" deyip yine de kramponlarını bağlayan o emektar sol bektir. Bizde taktik tahtası yoktur; devre arasında yenilen birer dilim portakalın ferahlığı ve kaptanın "Beyler, kendimiz için oynuyoruz!" diyen o titrek sesi vardır.
Profesyonel liglerde yenilgi bir krizdir; bizde ise sadece eve biraz daha sessiz dönmektir. Galibiyet ise dünyanın en güzel kokusudur. Kimse kaç para kazandığını sormaz; herkes o 70. dakikada kaçan net golü veya kalecinin imkânsızı kurtardığı o anı konuşur.
Çünkü biliyoruz ki; biz o sahaya çıkmadığımızda bir şeyler eksik kalacak. Amatör futbol, dünyanın en güzel imkânsızlığıdır. Bir gün dizlerimiz bizi taşımayı bıraktığında bile, o toprak sahanın tozunu yutmuş olmanın verdiği o garip gururla anlatacak onlarca hikâyemiz olacak.
Biz, skoru tabelada değil, dostluğun kalbinde tutanlarız.
Yorumlar