Çocuklarda Davranış Problemleri
- Betül Çetiner
- 20 Şub
- 2 dakikada okunur
Bir çocuk bağırıyorsa, vuruyorsa, eşyaları fırlatıyorsa ya da kurallara uymuyorsa çoğu zaman ilk duyduğumuz cümle şudur: “Bu çocuk çok problemli.” Oysa belki de asıl problem, o davranışın arkasındaki görünmeyen ihtiyacın fark edilmemesidir.
Çocuklar yetişkinler gibi duygularını kelimelerle ifade edemezler. Özellikle küçük yaşlarda öfke, korku, kaygı, değersizlik ya da terk edilme hissi gibi yoğun duygular davranış üzerinden dışa vurulur. Bir başka deyişle, davranış çoğu zaman çocuğun dili olur. Biz o dili susturmaya çalıştığımızda ise aslında ihtiyacın kendisini görmezden gelmiş oluruz.
Burada kritik soru şudur: Çocuk neden böyle davranıyor? Bir çocuk sürekli vuruyorsa belki de sınırlarının ihlal edildiği bir ortamda yaşıyordur. Sürekli bağırıyorsa belki evinde sesini duyurmanın tek yolu budur. Okula gitmek istemiyorsa belki akran zorbalığına maruz kalıyordur. Davranış, çoğu zaman yaşanan bir stresin, travmanın ya da karşılanmamış bir duygusal ihtiyacın yansımasıdır.
Güvenli Bağlanmanın Rolü
Erken çocukluk döneminde kurulan güvenli bağ, çocuğun duygu düzenleme becerisinin temelini oluşturur. Güvenli bağlanan çocuk, zor bir durumla karşılaştığında sakinleşmeyi öğrenir. Ancak ihmal, tutarsız ebeveynlik, aşırı otoriter tutum ya da duygusal yoksunluk yaşayan çocuklar duygularını düzenlemekte zorlanabilirler. Davranış problemlerinin önemli bir kısmı aslında “beni gör”, “beni duy”, “beni anla” çağrısıdır. Çocuk, dikkat çekmek için olumsuz davranışa yönelmez; dikkat ihtiyacı karşılanmadığı için o davranış ortaya çıkar.
Travmaya maruz kalan çocuklarda davranış problemleri daha sık görülür. Aile içi çatışma, şiddet, ani kayıplar, ihmal ya da kurumsal bakım deneyimi gibi durumlar çocuğun güven algısını zedeler. Bu zedelenme, kontrol ihtiyacı ve öfke patlamaları şeklinde ortaya çıkabilir. Örneğin, sürekli ortamı kontrol etmeye çalışan bir çocuk aslında güvensizlik hissiyle baş etmeye çalışıyor olabilir. Kurallara aşırı tepki gösteren bir çocuk için kural, baskı ve tehdit anlamına gelebilir. Yani davranışın kendisi değil, davranışın bağlamı önemlidir.
“Yaramaz”, “agresif”, “problemli”, “şımarık” gibi etiketler çocukların kimlik gelişimini olumsuz etkiler. Çocuk, kendisine sürekli söylenen sıfatı içselleştirir. Bir süre sonra davranış geçici bir tepki olmaktan çıkar, kimliğin parçası haline gelir. Oysa sosyal hizmet perspektifinde temel yaklaşım, davranışı değil ihtiyacı merkeze almaktır. Çocuğa “neden böyle yapıyorsun?” demek yerine “şu an neye ihtiyacın var?” diye sormak bakış açısını değiştirir.
Davranış problemlerinin çözümünde tek bir kurumun çabası yeterli değildir. Aile, okul ve uzman desteği birlikte hareket etmelidir. Öğretmenin anlayışlı yaklaşımı, ebeveynin tutarlı sınır koyması ve gerektiğinde psikososyal destek alınması süreci olumlu yönde etkiler. Özellikle sınır koyma konusu yanlış anlaşılmaktadır. Sınır koymak baskı uygulamak değildir. Tam tersine, çocuk için güvenli bir çerçeve oluşturmaktır. Tutarlı ve sevgi temelli sınırlar, davranışın düzenlenmesine yardımcı olur.
Görünmeyeni Görmek
Bir çocuk yere kendini atıyorsa, belki çaresizdir. Sürekli kavga ediyorsa, belki kendini korumaya çalışıyordur. İçine kapanıyorsa, belki kırılmıştır. Biz yetişkinler için “sorun” olan davranış, çocuk için bir baş etme mekanizması olabilir. Bu noktada empati en güçlü araçtır. Çocuğun davranışını düzeltmeye çalışmadan önce onun dünyasına girmek gerekir. “Bu çocuk ne yaşamış olabilir?” sorusu çoğu zaman çözümün kapısını aralar.
Sonuç olarak çocuklarda davranış problemleri, çoğu zaman disiplin eksikliğinden değil, duygusal ihtiyaçların karşılanmamasından kaynaklanır. Her davranışın altında bir hikâye vardır. O hikâyeyi dinlemek, anlamak ve desteklemek ise yetişkinlerin sorumluluğudur.
Belki de çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey, düzeltilmek değil anlaşılmaktır. Çünkü görülmeyen ihtiyaçlar, en yüksek sesle davranış olarak konuşur.
Betül ÇETİNER


Yorumlar