;
top of page

Zihindeki İlk Kıvılcım

Her büyük hikâye, kuru bir planlama tablosunun ürünü değildir; o, yazarın ruhunun derinliklerinde ansızın patlayan evrensel bir jesttir. Bir an gelir, tüm dünyanın gürültüsü kesilir ve çevrenizdeki sıradanlık perdesi yırtılarak, kalbinizin tam ortasında bir melodi çalmaya başlar. Bu, bir kafe masasında, trafik ışıklarında veya gökyüzünün sonsuzluğuna bakarken sizi yakalar. Bir yabancının el hareketindeki zarifliği, eski bir binanın köşesindeki yalnızlığı fark ettiğiniz o an... Zihninizdeki o boşluk, bu yepyeni vizyonla dolup taşar. Bu artık sadece bir düşünce değil; keşfedilmeyi, yazılmayı ve ışığa çıkarılmayı talep eden, mutlak bir armağandır. İçinizde, daha önce hiç bilmediğiniz bir enerjinin coşkuyla yükseldiğini hissedersiniz. İşte bu an, yazarın; bir maceraya atılma davetidir; daha önce hiç var olmamış bir dünyayı gerçeğe dönüştüreceğiniz, eşi görülmemiş bir coşkunun başlangıcıdır.


Fikrin zihne yerleşmesi, bir ağırlık oluşturmaz; aksine, kanat çırpma isteği uyandırır. Bu, potansiyelin saf sevinci, sınırsız imkânların verdiği o tatlı heyecandır. Bu aşamada yazarın hissettiği şey, sadece merak ve mutluluktur. Bu coşku, yazma sürecinin en saf yakıtıdır; sizi masaya çeken, uykunuzdan feragat ettiren, yazma arzusudur.


Masaya oturduğunuzda, gerilim yerini sakin bir güce bırakır. Parmaklar klavyede gezinirken veya kalem kâğıda dokunurken, zihninizdeki o parlak enerji, somut bir forma dönüşmeye başlar. Yazmaya başlamadan önceki o birkaç saniye, tüm o heyecanın, titiz bir odaklanmaya dönüştüğü andır.


İlk cümleyi yazdığınızda ise sihir gerçekleşir. O, sadece bir harfler dizisi değil; yazmakta olduğunuz dünyanın ilk taşıdır. O ilk enerji, bir akıma dönüşür ve kelimeler, sizin çabanızdan bağımsız, kâğıda akmaya başlar. İşte bu teslimiyet, yazarın en büyük başarısıdır; fikrinizle tamamen birleştiğiniz ve onu bu dünyaya armağan ettiğiniz o mucizevi andır.


Yazma eylemi, bir fikrin zihne düşüşüyle başlar ancak asla sizinle bitmez. Metin tamamlandığında, o ilk coşkuyla kurduğunuz dünya, sizin imzanızla mühürlenmiş olur. Artık o karakterler ve olaylar sadece sizin hayal gücünüzün bir ürünü değil; başkalarının kalbine dokunmayı bekleyen, kendi kaderi olan varlıklardır. Yazarın görevi, o ilk ışık huzmesini bulmak, onu özenle beslemek ve nihayetinde özgür bırakmaktır. Çünkü bir fikrin en büyük zaferi, onu taşıyan zihni terk edip okuyucunun ruhunda yeni bir hayat bulmasıdır.


Bir fikrin en büyük cömertliği, kâğıt üzerinde kendine bir soluk bulup, binlerce yabancının ciğerinde yaşamaya başlamasıdır.


Melike Saliha Akbak 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Çokluğun Sessizliği

Faniliğe dalmış İslam alemi  İnsan nefsinin gafletine dalmış Lal olmuş gönüller, vicdanlar uyutulmuş İmtihandan kalmış bir ümmet Ses veren yok, Sessizliğe gömülmüş dünya  Tarumar edilmiş gözbebeğimiz 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page