Yaşayın Yaşamadım Dememek İçin
- Bedia Akdağ Kanıcı
- 20 Şub
- 2 dakikada okunur
Gün doğumunda öten kuşların sesini duyanlar iyi bilir ki umut bağırır kuşlar. Berrak, şeffaf ve alabildiğine sarı. Tertemiz oksijen, canlanan frontal, arınma ve müthiş aydınlanış. Varoluş sevincine balta vurmayacak yerlerden olmalı balkonlar ve gökyüzü… Sıra sıra yıldızların yavaş, sessiz ve gönüllü kayboluşuna şahit olmak. Satın alınamayacak iki yegâne nimeti düşünüyorum. Boş zaman ve gençlik. Kriptolar bunlara yarasa keşke.
Zamanı geri almak gayrimümkün. Söylediğin cümleleri, yaşadığın anıları, kırgınlıkları, sustuklarını ve susamadıklarını. Aslında “susmak” ayrı bir başlık. Susabilenlere olan saygım düşündüğümden de fazla. İnsan sustuğundan ziyade konuştuğundan pişman olmaz mı? Keşke bunu söylemeseydimler uzaklaştırmıyor mu bizi bizden? Gerçi yaşadığımız asırda tüm bunları düşünmek olabildiğince incelik. Olsun, edebiyat ve daha nicesi bunun için var. Zamanı geri alamamaktan bahsediyorduk. Öfkeleri ve yaşanmışlıkları evet geri alamıyorsun. Lakin her defasında yenilenen, dipdiri kalan, eskimeyen, gitmeyen şey var ki hissettiklerimiz. Güzel bir koku zamanı geri getiremez evet fakat hisleri kuvvetlendirir. Ne müthiş ve ne değerli değil mi? Herhangi bir eşya ile yolculuğa çıkmak mümkün ve paha biçilemez. Tüm bu güzellikler boş zamanlarda, beynimizin dinlenme saatlerinde, sahiden ama sahiden hiçbir şey yapmadığımız zamanlarda meydana geldiğinden kendini dinleme meziyetine sahip olmayanların anlayacağı dil değil bu. Zaman geçiyor ve buna çare yok. Hızla akıyor. Önceliklerimizle, sevdiklerimizle, vaktimize vakit katmak istediklerimizle tükeniyor zamanlar. Burası dünya. Burası çocukların önemsenmediği, teselli ararken tokat yediği, peygamberin taşlandığı dünya.
Bu aralar duyduğum sık cümlelerden birisi otuzlu yaşların en güzel yaşlar olduğu. Dingin, olgun, her daim sessizce izlemeyi yeğleyen, zaman zaman kendi rızanla yükseldiğin ve inişlerin yine yavaşça ve dengeli olduğu yaşlar. Gençlerle fazlasıyla hemhal olduğumdan aradaki bariz fark bazen korkutsa da bazen fark olmasına takılıp kalmakla yetiniyorum. Herkes erişecek bu yaşlara. Gönül ister ki en az hasarla ulaşalım yetmişlerimize var ise ömrümüz. Gençtim, ne fark eder deyip geçerdim. Nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da. Gözyaşı, çiğ tanesi, gizili dert veya verem. Ne fark eder demişim, bilmeden farkı istemişim diyor ya Özel. Ve son olarak gelmiyor zamanla zaman ve yaşlar. Yaşayın yaşamadım dememek için.
Bedia Akdağ Kanıcı


Yorumlar