Çiçeklerin Dili
- Elif Kübra Eser
- 20 Haz
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 20 Haz
Bugün pencerelerin önündeki saksılara bakıldığında, genellikle bir evi renklendirme çabası ya da sıradan bir merak görülür. Oysa çok değil, birkaç yüzyıl önce bu topraklarda pencerelerin kenarına bırakılan bir çiçeğin, koca bir mahalleye yön veren sessiz bir alfabesi vardı. Osmanlı gündelik hayatının o kendine has, bağırmayan ama derinden işleyen zarafeti, doğrudan söylemek yerine incelikle ifade etme kültürünün en somut yansımasıydı.
Bir sokaktan geçerken pencerede sarı bir gül ya da kadife çiçeği görüldüyse, adımların hemen yavaşlaması gerekirdi. Çünkü o sarı renk, o evde bir hastanın yattığını fısıldardı sokağa. Ne mahallenin çocukları o kapının önünde sesini yükseltebilirdi o saatten sonra ne de seyyar satıcılar bağırabilirdi. Kimse kimsenin kapısını çalıp içeride hasta olduğunu hatırlatmaz; sarı çiçek o mahremiyeti ve sükûneti tek başına korurdu.
Hemen yan sokaktaki bir başka pencereyi süsleyen kırmızı bir çiçek ise bu kez mahallenin sakinlerine tatlı bir nezaket yüklerdi. Evde evlilik çağında, bekâr bir genç kızın olduğunu anlatan bu sembol, sokaktan geçenlerin konuşmalarına ve davranışlarına çeki düzen vermesini sağlardı. Doğrudan söylenmesi kaba sayılacak, insanı mahcup edecek ne varsa, çiçeklerin o sessiz diliyle incelikle halledilirdi.
Üstelik bu estetik yalnızca pencerelerle de sınırlı kalmazdı; hane halkının hayata bakışını yansıtan bir yaşam felsefesiydi. Evlerin cephelerine işlenen zarif çiçek motifleri, sokak başlarına yerleştirilen kuş evleri ve pencerelerin önündeki ahşap saksılıklar, taş binalara adeta bir ruh üflerdi. İnsanlar doğayı kapıların ardında bırakılacak bir unsur olarak görmez; mimariden sokağa, giyim kuşamdan sosyal ilişkilere kadar hayatın her alanına birer nakış gibi işlerlerdi.
Zamanla sokaklar kalabalıklaştı, pencerelerin yerini gri ve yapay dünyalar aldı. Bugün çiçekler, çoğunlukla sadece özel günlerde hatırlanan, o eski derin anlamlarını ve en acısı da kokularını yitirmiş birer tüketim nesnesinden ibaret.
Kelimelerin bu kadar kabalaştığı, seslerin pervasızca yükseldiği günümüz dünyasında, Osmanlı’nın o dilsiz elçilerine dönüp bakmak, modern insanın ruhuna iyi gelecek en güzel şifadır belki de. Pencerelerde bir çiçeğe yeniden yer açmanın tam sırası; zira dünyanın, süslü kelimelerden ziyade hâlâ o eski, sessiz nezakete ihtiyacı var.
Elif Kübra ESER
Yorumlar