Osmanlı'da Vergi Sistemi
- Fatma Yalım
- 20 Haz
- 1 dakikada okunur
Osmanlı’da vergi sistemini incelemek, devletin sosyal yapısından yönetimine ve felsefesine kadar birçok bilgi verir.
Öncelikle Osmanlı’da vergiler iki ana başlığa ayrılır: Şer’i ve Örfi. Neden tek bir başlık altında ele alınmak yerine ikiye ayrıldığı sorusu akla gelebilir. Bu konuya açıklık getirmek gerekirse Osmanlı, fethettiği topraklardaki eski düzeni tamamen yıkmak yerine, İslam hukukunun Şer’i (dinî hukuka dayalı) ve Örfi (padişahın iradesine dayalı) olmak üzere ikili yapısını benimsemeyi tercih etmiştir.
Şer’i vergiler; doğrudan İslam hukukunun belirlediği, oranları ve kimlerden alınacağı net ve kalıcı olan vergilerdir. Örneğin Öşür (aşar), Müslüman köylülerden ürettikleri tarım ürünlerinin onda biri (1/10) oranında alınan toprak vergisidir. Haraç ise gayrimüslim çiftçilerden, topraklarının büyüklüğüne göre alınan vergidir. Bir diğer önemli Şer’i vergi olan Cizye, gayrimüslim erkeklerden askere gitmemeleri, can ve mal güvenliklerinin devlet güvencesinde olması karşılığında yılda bir kez alınan “baş vergisi”dir.
Örfi vergiler ise İslam hukukunda net bir karşılığı olmayan; ancak devletin ihtiyaçları, bölgenin gelenekleri ve padişahın kanunnameleri doğrultusunda belirlenen vergilerdir. Bunlardan biri olan Avarız, başlangıçta olağanüstü durumlarda alınan bir vergidir. Ağnam Resmi, küçükbaş hayvan sahiplerinden alınırken; Çift Resmi, Müslüman köylünün işlediği toprak karşılığında ödediği vergidir. Son olarak Pazar Resmi, çarşı ve pazarlarda satılan mallardan alınan ticaret vergisidir.
Bu vergiler sayesinde Osmanlı Devleti, farklı din ve kültürden tebaanın tek bir ekonomik çatı altında tutulmasını sağlamış; savaş gibi zor zamanlarda düzenli bir gelir kaynağı elde ederek devletin mali yükünü hafifletmiştir.
Fatma YALIM
Yorumlar