;
top of page

Sönmeyen Işıklar

"Hayatın yazdırdığı, edebiyatın sakladığı hikâyeler..."


Hayat, her zaman düz bir çizgide akmıyor. Bazen en sıcak yuvaların, en mutlu çocuklukların ortasına bir ayrılık rüzgarı üflüyor ve insanı hiç bilmediği uzaklıkların koynuna bırakıveriyor. İşte o zaman, coğrafyalar değişiyor, şehirler yabancılaşıyor ama değişmeyen tek bir şey kalıyor: Hepimizin başının üstünde duran o uçsuz bucaksız gökyüzü.


​Uzak bir şehirde, ailesinden ayrı düşen küçük bir kız çocuğunun hikayesidir bu. Gurbetin ve hasretin ne demek olduğunu o küçük yaşta, her akşam pencerenden gökyüzüne bakarken öğrendi o. Dilinde biriken kelimeleri, kalbindeki o kocaman özlemi anlatacak kimsesi yokken, Ay’ı ve yıldızları kendine sırdaş belledi. Gece lambası niyetine parıldayan o yıldızlar, ona yalnız olmadığını fısıldardı hep. İnsan en çok uzaklardayken yakınlaşır ya kendine; o da içindeki umudu ilk o gecelerde büyütmeye başladı.


​Sonra, tam her şey bitti derken, hasret nihayete erip ailesine kavuşmuşken, hayat sahnesine yeni bir imtihan çıktı. Bu kez de ayrılıklar geldi buldu, arkasında koca bir boşlukla. Ama onun çocukça küsmeye bile vakti yoktu. Çünkü hemen yanı başında, yüreği yangın yeri bir anne ve dünyadan henüz habersiz minicik bir kız kardeşi vardı.

​O küçük yaşıyla, o narin omuzlarıyla zannetti ki; dünyadaki tüm kötülüklere göğüs gerebilir. Zannetti ki, annesinin gözünden akan her damla yaşı eliyle silebilir, kardeşine hem abla, hem arkadaş, hem sığınak olabilir. Dünyayı avuçlarının içine alıp onları her şeyden korumak için çırpındı durdu.

​Ama hayatın öyle anları vardır ki, gücünüzün yetmediğini hissetmek canınızı acıtır.

​Her gece ev sessizliğe büründüğünde, odanın köşesinden yükselen o sessiz hıçkırıkları duyardı. Annesi, çocukları uyuyor sanıp içini dökerdi karanlığa. Küçük kız ise yatağında uyur numarası yaparken, gözlerinden süzülen yaşlarla en yakın arkadaşına, onu hiç yalnız bırakmayan Rabbine sığınırdı. Annesinin ağlama seslerine, kalbinden yükselen sessiz ama derin duaları eşlik ederdi:"Allah'ım, annemin kalbine ferahlık ver."

​Farkında değildi belki ama o yaşta, o küçücük haliyle hayatın bütün yükünü, sorumluluğunu ruhuna giydirmişti.

​Yine de o karanlık gecelerin sabahında gözlerini açtığında, içinde hiç sönmeyen bir ışık vardı. Çünkü bilirdi; gecenin en karanlık anı, sabaha en yakın olan zamanıydı. Bu kötü günlerin bir sonu olduğunu, fırtınadan sonra elbet güneşin açacağını kalbinin en derininde hissederdi.

​Ve öyle de oldu. Zaman aktı, yaralar kabuk bağladı, o fırtınalı günler geçmişin tozlu sayfalarında kaldı. Yaşanan her şey geride bırakıldı ama o kız çocuğunun çocuk kalbine kurduğu o devasa hayal dünyası hiç yıkılmadı. İçindeki umut tomurcukları solmak bir yana, her zorlukta daha da kök saldı. O, hayallerine inanmaktan, bir gün onlara dokunabileceğini bilmekten asla vazgeçmedi.


​Sevgili okur; bu yazı belki de tam şu an, hayatın yükü altında omuzları çökmüş olan senin içindir. Belki sen de bir gecenin karanlığında, kimse duymadan gözyaşı döküyorsun. Belki sen de her şeyi tek başına sırtlanmaktan yoruldun.

​Ama sakın unutma: Bir zamanlar o küçük kızın umudu, bugün bu satırlarda yaşıyor. Hayat bize ne sunarsa sunsun, içimizdeki o gökyüzünü, o çocuksu inancı alamaz.

​Her şeye rağmen... Sonunda elbet umut var. Yeter ki başını kaldır ve gökyüzüne bak; sırdaşın hâlâ orada seni bekliyor.


Melike Saliha Akbak 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Duha Suresi

Duha Sûresinin Genel Özellikleri: Mekke döneminde inen bu süre 11 ayettir. Bu” sûre,” muhtevası, üslubu ile bir rahmet meltemi, bir dostluk belirtisidir. Şefkatli bir el, acıları ve sıkıntıları okşam

 
 
 
Alışveriş Bağımlılığı

Alışveriş, insanın ihtiyaçlarını alım ve satım yoluyla karşılamasıdır. Ancak günümüzde bu durum, gerçek ihtiyaçlardan uzaklaşmış ve yerini duygusal tatmin arayışına bırakmıştır. Artık insanlar çoğu za

 
 
 

Yorumlar


bottom of page