Savaş Ya da Kaç: Evrimsel Perspektiften Stres
- Zeliha Ece Aktürk
- 30 Ara 2025
- 4 dakikada okunur
Stres gündelik hayatımızın bir parçası olsa da hepimiz zaman zaman olması gerekenden daha yoğun stresli dönemlerden geçeriz. Bazen bu stres, geçici olmaktan çıkar ve “kronik stres” olarak adlandırdığımız, uzun süre devam eden bir duruma dönüşebilir. Bu durumu bizzat deneyimlemiş biri olarak, yoğun strese maruz kaldığım dönemlerde stresle nasıl baş edebileceğimi öğrenmek için bu konuyu daha derinlemesine araştırmaya başladım. Araştırdıkça stresle ilgili ne kadar eksik ve yanlış bilgiye sahip olduğumu fark ettim. Bu farkındalık, strese bakış açımı tamamen değiştirdi ve onunla başa çıkma konusunda bana büyük ölçüde kolaylık sağladı. İşte bu nedenle, bu yazıda sizin de strese dair bakış açınızı biraz olsun değiştirebilmeyi umuyorum. Ancak şunu özellikle belirtmek isterim ki bu yazının amacı, stresle nasıl başa çıkabileceğinizi öğretmek değil; stresin evrimsel perspektiften nasıl değerlendirildiğini ve stres tepkilerindeki cinsiyet farklılıklarını ele almaktır.
Biyolojik olarak stres, bir canlının dengesini bozan ya da tehdit eden iç ve dış etkenlere karşı verdiği fizyolojik, biyokimyasal ve moleküler tepkiler bütünüdür. Ancak stres yalnızca zararlı veya hastalığa yol açan bir süreç değil; aynı zamanda canlıların olumsuz çevre koşullarına karşı geliştirdiği direnç, tolerans ve uyum yeteneği ile de ilişkilidir. Bu yönüyle stresin evrimsel açıdan işlevsel bir uyaran olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü stres faktörlerine daha etkili yanıtları geliştirebilen canlılar, doğada hayatta kalma açısından diğerlerine göre daha avantajlıdır. Bu durum, stresin bir tür doğal seçilim aracı olarak işlev gördüğünü gösterir. Dolayısıyla stres her zaman zararlı değildir; aksine canlıların uyum sağlama, direnç kazanma ve hayatta kalma süreçlerinin bir parçasıdır.
Hans Selye “Genel Adaptasyon Sendromu” adını verdiği stres modelinde stresi, organizmaların her türlü talebe karşı verdiği özgün olmayan bir tepki olarak tanımlamıştır. Fakat modern evrimsel biyoloji stresin herkes için aynı şekilde işlemediği; kişinin içinde bulunduğu durumu nasıl algıladığı, yorumladığı ve verdiği psikolojik tepkilere göre şekillendiğini söyler. Senin için bir olay, kişi ve ya uyaran yoğun kaygıya ya da kaçınmaya sebep olurken başkası için motive edici olabilir. Örneğin bir ödevi halletmen için çok sınırlı zamanının kaldığını öğrensen ve bu durum seni strese sürüklese sonrasında nasıl bir tepki verirdin? Yaşadığın stres paniklemene sebep olup odaklanmanı zorlaştırır ve ödevi zamanında halletmenin önüne mi geçerdi yoksa zamanının sınırlı olduğunu farkında olarak daha fazla odaklanıp daha verimli çalışmanı mı sağlardı? Tabiki bu tepkiler çok fazla çeşitlendirilebilir. Bir uyaranı tehdit olarak algılaman kişilik özelliklerine, geçmiş deneyimlerine, adaptasyon becerilerine ve daha bir çok etkene bağlı olabilir. Bu durum stresin bireysel anlamlandırmaya bağlı bir zihin ürünü olduğunu gösterir. İşte tam bu noktada stresle başa çıkmakta işimizi kolaylaştırabilecek şeyin ne olduğunu tahmin edebiliriz. Başımıza gelen olumsuz olayları yorumlama şeklimizi ve yaşadığımız strese bakış açımızı değiştirerek, bu olayları tekrar değerlendirerek stres tepkilerimizi de kontrol altına alabiliriz. Her ne kadar stresi tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da olumlu ya da olumsuz etkilerini şekillendirmek bizim elimizdedir.
Stres tepkilerinin kişiler arası nasıl farklılık gösterdiğini öğrendik; fakat cinsiyetler arasında da farklılık gösterebildiğini biliyor musunuz? Hatta oldukça yaygın olarak kullanılan “Fight or Flight (Savaş ya da Kaç)” modelinin kadınları temsil etmede yetersiz olduğu düşünülüp kadınlar için “Tend-and-Befriend (Bakım Ver ve İlişki Kur)” isminde yeni bir model geliştirilmiştir (Taylor et al., 2000). Bu model kadınların stresli durumlarda erkeklerden farklı olarak sosyal destek arama eğiliminde olması ve kurdukları sosyal bağların stresin olumsuz etkilerini azaltması üzerinde durur. Ayrıca kadınların strese karşı özellikle çocuklarına ve sevdiklerine yönelik bakım verme davranışları sergilediklerinden bahseder. Erkekler bireysel ve rekabetçi stratejiler geliştirirken, kadınlar daha çok işbirliği temellidir (Taylor et al., 2000). Bu farklılıkların oluşumunda sadece psikolojik etmenler değil biyolojik etmenler de yer alır. Kadınlarda oksitosin hormonu stres anında yükselerek bağ kurma ve bakım verme davranışlarını desteklerken, erkeklerde stres anında yükselen kortizol hormonu seviyesi testosteronun da etkisi ile saldırganlık ve mücadele davranışlarını destekler.
Son olarak toplumsal cinsiyet rollerinin getirdiği etmenlerden bahsedeceğim. Kadınlar küçük yaşlardan itibaren duygularını ifade etmeleri yönünde cesaretlendirilirken; erkekler zayıflık belirtisi göstermemeleri, duygusal dayanıklı olmaları yönünde baskı altına alınırlar. Bu durum erkeklerin duygularını bastırma, içe atma eğilimi göstermelerine sebep olur. Dolayısıyla kadınların aksine sosyal destekten yaralanmak yerine daha çok problem çözme odaklı stratejiler kullanırlar. Bununla birlikte, erkeklerin stres anlarında başvurduğu oldukça dikkat çekici başka bir başa çıkma yönteminden bahsetmek istiyorum. Sizce bu ne olabilir, bir fikriniz var mı? Evet, mizah. Siz de sosyal medyada “kriz anında erkeklere yüklenen mizah” başlıklı paylaşımlarla karşılaşmışsınızdır. İşte bu yöntem, erkeklerin doğrudan ifade edemedikleri duygularını; gerginliği hafifletmek, sosyal statülerini korumak ve kontrol sağlamak amacıyla mizahı kullanarak dışa vurdukları bir savunma mekanizmasıdır. Yani o anlarda yapılan mizah onlar için yalnızca eğlence amacı taşımaz aynı zamanda stresle baş etmelerinde etkili bir yöntem haline gelir. Mizah, hem duygularını açıkca göstermemek için bir kaçış yolu hem de sosyal anlamda onaylanma ihtiyaçlarını karşılayan bir araç olur.
Evrimsel perspektiften stresin işleyişini, bireyler ve cinsiyetler arası farklılık gösteren stres tepkilerini ve psikolojik, biyolojik ve toplumsal faktörlerin bu sürece etkilerini elimden geldiğince sizinle paylaşmaya çalıştım. Elbette stres hakkında öğrenebileceğimiz daha çok şey olsa da, benim size aktarabildiklerim bu kadardı. Yazının başında da belirttiğim gibi, amacım size stres konusunda farklı bir bakış açısı sunmaktı; umarım bunu başarabilmişimdir. Unutmayın, stresi hayatımızın bir parçası olarak kabul edip farkındalığımızı geliştirerek onu işlevsel ve kontrol edilebilir hale getirebiliriz. Okuduğunuz için teşekkür ederim.


Yorumlar