Linç Kültürü
- Rabia Çavuşlar
- 30 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
Eskiden bir düşünceyi dile getirmek ya da herhangi bir düşünce hakkında yorum yapmak, şimdiye nazaran daha zordu. Çünkü internet hayatımızda merkezi bir etmen değildi. Farklı kültürden insanlarla bir araya gelmek ve bilgi alıverişi yapmak oldukça zordu. Elbette, geçmişte tartışma ortamları ve bilginin yayılmasını sağlayan ortamlar vardı. Ancak bilgi günümüzdeki gibi hızla yayılan olgu değildi. Hatta farklı kültürden olan bir insanla aynı ortamda bulunup, aynı bilgi üzerinden sohbet etmek imkansıza yakın bir zorluğu vardı.
Günümüzde ise, bu olay internetin gündelik hayatımızın önemli bir parçası ile tamamen tersine dönmüştür. Yani artık, bilgiye hızla ulaşabiliyoruz bunların yanında bu bilgiler hakkında yorum yapıp, farklı kültürlerin neler düşündüğünü kolaylıkla erişebiliyoruz. Fakat bu kolaylık her zaman iyi midir? Ya da insanların bu kadar özgür oldukları bir ortamda her türlü düşünceye saygı duyuluyor ve hoş karşılanıyor mudur?
Görünürde herkesin düşüncelerini özgürce ifade edebildiği bu dijital dünyada, tuhaf bir şekilde bazı fikirler kolayca hedef hâline gelebiliyor. Özellikle dikkat çeken bir durum varsa, o da bir düşüncenin doğruluğundan çok, bu düşüncenin kim tarafından dile getirildiğine odaklanmamızdır. Bilgiye ulaşmanın bu denli kolaylaştığı bir çağda, doğruluk araştırması yapmak yerine, çoğu zaman düşünceyi kimin söylediğine göre tavır alıyoruz. Eğer bu kişi bizim ideolojik çizgimize yakınsa, çoğu zaman söylediklerini sorgulamadan, süzgeçten geçirmeden kabulleniyoruz. Bu durum, bireysel düşünce kapasitemizi zayıflatırken, toplumsal kutuplaşmayı da derinleştiriyor. Bu durum, bizi toplumsal yankı odalarına sokmaktadır. Yani yeni fikirlere kapandığımızı ve tamamen aynı fikirlerin söylenip onaylandığı kısır bir döngü. Bunun körükleyen bir etken ise sosyal medyadaki algoritmadır; Tamamıyla bizim zevkimize, düşüncelerimize göre şekillenen bir ortam. Bunun sonucunda ise farklı fikir ve ideolojiler arasında bir köprü görevi görmesi beklenen sosyal medya, bunun tamamıyla zıttını gerçekleştirerek aradaki çatışmayı derinleştirmiştir. Bu yüzden de herhangi bir ortamda, farklı bir fikirle karşılaştığımız zaman karşımızdakini ne anlatmak istediğini anlamaya çalışmadan daha doğrusu anlamaya çalışmayarak karşımızdaki tamamıyla bir tehdit unsuru olarak görerek cephe alıyoruz. İşte tam da bu noktada linç kültürü devreye giriyor. Farklı olanı bastırmak, görmezden gelmek veya itibarsızlaştırmak, dijital bir savunma mekanizmasına dönüşüyor.
Bu olaylar, aslında bize yeni bir toplumsal farkındalığa ihtiyaç olduğunu göstermiyor adeta bağırmaktadır. Linç kültürünün çözümü; eleştirel düşünceyi kabullenmek, empati duygusunu geliştirmekte ve dijital etik bilincini yaygınlaştırmakta yatmaktadır. Bunun için ne kadar ilk önce eğitim vurgusu kolaya kaçmakla birlikte, etkisini göremeyiz. Bunun yerine, insanlara bu konu hakkında gerekli eğitimler verilmeli ve pratik bir uygulama üzerinden de mutlaka gösterilmesi taraftarayım. Bunun yanında, insanları linçe sürükleyen herhangi bir sosyal medya içeriklerini ayırt etme, “Yorum yapma özgürlüğü’nün “ , ağza gelmeyecek etik dışı söylemler olmadığının farkındalığı kesinlikle aşılanmalıdır. Bugün bir ekranın arkasında yazdıklarımız, yarın bir toplumun aynasına dönüşebilir. O aynada ne görmek istediğimize hep birlikte karar vermeliyiz.


Yorumlar