KUR’AN VE SÜNNET BAĞLAMINDA DOĞRULUK ve DÜRÜSTLÜK
- Şerife Erdal
- 20 Kas 2025
- 3 dakikada okunur
İslâmî kaynaklarda doğruluk ve dürüstlük çeşitli kelimelerle ifade edilmekte olup, bunların başında “sıdk ve istikamet” kavramları gelir. Doğruluk; insanın sözünde, düşünce ve davranışlarında içtenlikle ve gerçeğe uygun olmasıdır. Yani bir insanın düşündüğüyle söylediği, söylediğiyle yaptığı şeylerin birbiri ile uyumlu olmasıdır. Doğruluk ve dürüstlük erdemine sahip olan kişiye de “ sıddîk” denir. Bu yazımızda doğruluk ve dürüstlüğün Kur’ân’daki temellerini ve sünnet ışığında nasıl hayata geçirildiğini ve toplumlar açısından doğruluğun gerekliliğini ele alacağız.
Doğruluk ve dürüstlük sadece bireysel ahlak açısından değil, toplumun düzeni ve güveni açısından da büyük önem taşımaktadır. İslâm ahlâkı, bu iki değeri, insanın kişiliğini değerlendiren temel ilkelerden biri kabul eder. Bu yönüyle İslâm’ın doğruluğa verdiği önem evrensel bir ilkeyi de yansıtır. Nitekim Batılı filozof Immanuel Kant’da ahlâkî eylemin temelini “kategorik imperatif” kavramıyla açıklamıştır. Ona göre bir davranış, ancak herkes tarafından yapılması istendiğinde ahlâkî olabilir. Bu da gösteriyor ki doğruluk; yalnızca bir fayda aracı değil, evrensel olarak benimsenmesi gereken bir ilke olduğunu gösterir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v), insanlara “Allah’a inandım de sonra da dosdoğru ol’’ buyurmuştur. (Müslim, İman 13). Benzer şekilde Kur’ân’ı Kerim’de, doğruluktan ayrılmayanların Âhirette mükafatlandırılacağı bildirilmektedir. Cenâb-ı Allah şöyle buyurdu: Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru olanlara melekler iner ve müjde verir. (Fussilet,30)
DOĞRULUĞUN FAZİLETİ
Cenâb-ı Allah şöyle buyurdu ki: Mü’minlerden Allah’a verdikleri sözü tutan, ahitlerinde dosdoğru olan adamlar vardır. (Ahzâb, 23) Âyetin bağlamı, genellikle Hendek savaşı sırasında gösterilen sadâkat ve teslimiyetle ilgilidir. Bu kişiler, iman ettiklerinde verdikleri “canla başla Allah yolunda mücadele edeceğiz” sözünü unutmazlar. Âyetteki bu tutum” sıdk” doğruluk ve sadâkat kelimesiyle vurgulanır. Resulullah (s.a.v) de şöyle buyurmuştur: “Doğruluk muhakkak iyiliğe götürür. İyilik de cennete iletir. Bir kimse doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (çok doğru) olarak yazılır. Yalan da kötülüğe götürür, kötülükte cehenneme götürür. Bir kimse yalan söyleye söyleye Allah katında yalancı yazılır.” (Buhari/ Müslim) İmâm-ı Gazâli ( Zübbet’ül ihya) doğruluğun derecelerinden bazılarını şöyle tarif eder:
1. Sıdk-ı lisan: Yani dilin doğruyu konuşmasıdır. Her kulun dilini tutması, her yer ve zamanda doğru konuşması üzerine bir vazifedir.
2. Niyet ve iradede doğruluktur: O da ihlâsa râcidir. (Dayanan) İhlâsın manası, hareket ve davranışlarında kulun Allah’tan başka bir sâiki, yönelticisi bulunmamasıdır.
3. Doğru Azimdir: Bunun manası, doğru olmak hususunda kuvvetli bir iradeye sahip olmaktır.
4.Azimet ve tutumunda vefâkar olmaktır: Zorluklara rağmen doğru bildiği yolda sebat etmeli fedakârlıktan kaçmamaktır.
5.İşlerde doğruluktur: Davranışlarında ve eylemlerinde dürüst ve güvenilir olmaktır.
Doğruluk mertebelerinin en yükseği “sıddîklık”tır. Bu, onu elçi olarak gönderene tam manası ile boyun eğmektir. Allah (c.c.). Rasûlü (s.a.v.)’ne kendisinden girişini ve çıkışını doğruluk üzere yapmayı istemesini emreder. “Şöyle de: Rabbim, beni sıdk ve selâmet girilişi ile girdir. Sıdk ve selâmet çıkarılışı ile çıkar ve tarafından bana hakkıyla yardım edici bir hüccet ver.” (İsrâ,80)
Allah (c.c.) bütün insanları iman etmeye ve sâdık kimselerle beraber olmaya davet eder. Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun.” (Tevbe, 119)
“Kim, Allah’a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehitlerle, salihlerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştır.” (Nisa,69).
İbn Kayyım el- Cevziyye ( Medâricu’s Sâlikîn ) bu ayeti şöyle açıklar: Onlardır yüce dostlar. Allah (c.c.) nimetlerini, lütuflarını kendisinden ihsân ve tevfîk olarak sürekli verir. Onların Allah’la beraber olma mertebeleri vardır. Çünkü Allah (c.c.), sâdıklarla beraberdir. Onların Allah’a yakınlık dereceleri, peygamberlerin derecelerinden sonra ikincisidir.
Allah (c.c.), Allah’ı tasdik edene, bunun kendisi için hayırlı olacağını haber verir ve “Bunun için onlar, iş ciddileşince derhal Allah’a (c.c.), verdikleri sözde sadâkat gösterselerdi kendileri için elbette hayırlı olurdu”. (Muhammed,21)
Allah (c.c.), hayır ve iyilik ehlini haber verir. Onları en güzel amelleri ile; iman, sadaka, sabır ve sıdk ehli olmalarını över. “Yüzünüzü doğu ve batı yönüne döndürmeniz birr (iyilik) değildir. Fakat birr, Allah’a âhiret gününe meleklere, kitaba ve peygambere iman eden, malını sevgisine rağmen; akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve köle ve esirleri(azâd etmeye) veren, namazı dosdoğru kılan, zekatını veren, ahidleştikleri zaman sözlerini yerine getirenler, sıkıntıda ve hastalıkta muharebenin kızıştığı zamanlarda sabr-u metanet gösterenlerin birr’idir. Sâdık olanlar onlardır ve onlar takvâya erenlerin ta kendileridir”. (Bakara, 117) Bu ifade sıdkın zâhiri ve bâtınî amellerle olduğu ve sıdkın İslâm ve İmân makamı hususunda açıktır.
Sonuç olarak doğruluk ve dürüstlük hem Allah’a olan inancımızda hem de toplumlarda insanlar arasında güven ve huzurun sağlanması için çok önemlidir. Her bireyin kendi hayatında doğru ve dürüst olması, toplumun geneline olumlu şekilde yansır. Yalanın hâkim olduğu ortamlarda güven kaybolur; yalan, hiçbir dinde ve toplumda hoş karşılanmaz. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? “Allah’a şirk koşmak, ana babaya karşı gelmek, yalan söylemek ve yalancı şahitlik yapmaktır” dedi. (Buhari) Dürüstlük ve doğruluk hayatımızın her alanında; ticarette, eğitimde, aile içinde de olmalıdır. Bugün, sosyal medya gibi herkesin kolayca fikir paylaştığı alanlarda da doğruluğun önemi daha da artmıştır. Bilgi kirliliği ve yanlış yönlendirmeler insanların hayatlarını olumsuz etkilemektedir. Herkesin kendi hayatında doğru olması, toplumlun geleceğine sağlam temeller kurar. Çünkü sağlam temeller üzerine kurulan bir toplum, ancak doğruluk ve dürüstlükle ayakta kalır.
ŞERİFE ERDAL


Yorumlar