;
top of page

KENTLEŞME

Kentleşme, insanların kırsal alanlardan kentsel alanlara doğru hareket etmesiyle şehir hayatında ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan avantajların ortaya çıkması sonucu gelişen bir süreçtir. Sanayi devriminden bu yana dünyanın her bölgesinde farklı biçimlerde gerçekleşen göç hareketleriyle birlikte kentleşme başlamıştır.Kentleşmenin oluşumunun başlıca faktörleri arasında geçmişte iş olanaklarının, eğitim ve sağlık hizmetlerinin kırsal alanlardaki yetersizliği bulunmaktadır. Bu nedenle kent alanlarına göç başlamış, göç ile birlikte şehir nüfusu artmış, bunun sonucunda da planlı kentleşmenin önüne geçilmiştir. Çarpık kentleşme doğmasına olanak sağlayan bu süreç; düzensiz konutlaşma, yeşil alanların yok edilmesi, iç içe geçen koca binaların yükselmesi gibi sorunlara sebep olmuştur. İnsanların çıkıp gezebileceği, keyifle oturabileceği yeşilliklerin azalması, zamanın tuhaf bir şekilde daralması, su kaynaklarının kirletilmesi; çocuklar, yaşlılar, engelliler ve biz gençler için kentleşmeyi bir beton yığını arasında doğup büyümekle eş değer kılmaktadır. Bu da çoğu açıdan tam bir eziyettir.Kentleşme yalnızca insanların merkezlere göç etmesi değildir. Yıllar geçtikçe kentlerin büyümesiyle gelişim artar, insanlar da değişir; alışkanlıklar değişir, düşünceler gelişir, gelecek planlanır. Kırsal alandan ayrılan bireyler şehir hayatının yoğunluğuna ve düzenine ayak uydurmaya çalışır. Kırsalın dinginliğinden kentin gürültüsüne doğru atılan adımlar, insanların sürekli temas hâlinde olmasına, yoğun trafikle mücadele etmesine, yeşil alanın azlığına, zayıf komşuluk ilişkilerine ve kalabalık caddelere tuhaf bir yabancılık hissine yol açabilir.

Kentte insanlar birbirini daha az tanır; komşuluk ilişkileri yok denecek kadar azalır. Bu durumda bireylere özgürlük ve mahremiyete saygı doğarken, yalnızlaşma ve yabancılaşma duygusu artar. Özellikle kalabalık şehirlerde bireyler kendilerini yalnız hissedebilir. Oysa kırsal alanlarda ve kalabalık olmayan yaşam biçimlerinde, yolda gördüğü kişiye selam veren, taşıtlara binmek yerine yürümeyi tercih eden, bir ihtiyacı olmasa bile kapısını çalıp “selam” veren komşuların varlığı; kentleşmenin insan hayatına ne kadar olumlu yönde katkı sağladığını gösterir. Bu aynı zamanda insanın kendini yabancı hissetmediği bir toplum yaratmanın en olanaklı yaşam biçimlerinden biridir.Kentleşme bir yandan olumlu yönleriyle de değerlendirilmelidir.

Ekonomik kalkınmayı, kültürel etkileşimi ve teknolojinin gelişmesini hızlandırır. Üretim, tüketim ve hizmet faaliyetlerinin bir arada yürütülmesini sağlar. Bu durum hem bireysel hem de ülke ekonomisini etkiler. Kentleşmenin insanın kültürel etkileşimine katkısı da büyüktür; cafeler, tiyatro salonları, açık alan konserleri, okul hayatında edinilen bilgiler ve çeşitli etkinlikler insana önemli kazanımlar sağlar. Kentleşme kültürel etkileşimi çoğaltır, yeni fikirler üretir, yenilikler doğurur. Diller, kimlikler ve yaşam biçimleri kentin insana katkısı olduğu kadar insanın da kente katkısıyla gelişimini sürdürür.Geçmişten bugüne kentleşme hem olumlu hem olumsuz yönleriyle ilerlemektedir. Bu nedenle daha fazla sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi adına planlı kentleşme yapılması önerilmektedir. Kentlerin yalnızca büyümesi değil; doğru bir biçimde büyümesi önem kazanmalıdır. Yeşil alanlar, ulaşım hizmetleri, düzenli binalar, sosyal hizmetler ve çevresel duyarlılık gözetilerek kentleşmeye dikkat edilmelidir. Herhangi bir şeye dikkat edilmeden büyüyen kentleşme insanı bir kabuğun içine hapsedebilir. Bu nedenle düzenli ve planlı kentleşme gereklidir.Kentleşme sonuç olarak insanlığın en önemli etkenlerinden olup toplumların değişen ihtiyaçlarına uyum sağlayan bir süreçtir. Ancak kentleşme yalnızca beton binaların içinde kimsenin kimseyi tanımadığı yabancı bir yer değildir. Kent; nefes alan, temas eden, eğlenmek isteyen, sakinlik arayan biz insanlardan oluşur. Bu yüzden planlı kentleşmeye önem verilmelidir. Unutulmamalıdır ki:“Şehirler büyüdükçe insan küçülür.”


Ayşe Gülcan

Son Yazılar

Hepsini Gör
ELEŞTİRİ

Herhangi bir zamanda kendimizi bir şeyleri eleştirirken veya şikâyet ederken buluyoruz. Bu durum çok sık ve istem dışı olarak sıradanlaşmış şekilde hayatımızın olmazsa olmazlarında görüyoruz, neden? E

 
 
 
Bir Yudum Su, Bin Zarif Mesaj: Kahve ve Suyun Sessiz Dili

​Türk kahvesi, bizim kültürümüzde sadece bir içecek değil; hatırın, dostluğun ve komşuluğun kırk yıl mühürlendiği bir ritüeldir. Ancak bu ritüelin en az kahvenin kendisi kadar mühim, fakat zamanın hız

 
 
 

Yorumlar


bottom of page