Ayşe Ferda Eryılmaz - Nehir Erdem / Senarist - Yazar
- Ayşe Ferda Eryılmaz
- 20 Nis
- 5 dakikada okunur
1- Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Farklı eğitim ve iş hayatı geçmişlerimiz olsa da çocukluğumuzdan beri yazan iki dostuz.
2014 yılında tanıştık ve o zamandan beri birlikte yazıyoruz.
İkimiz de evliyiz ve çocuklarımız var.
Bir de yazdığımız karakterler var, hep birlikte yaşayıp gidiyoruz:)
2- Hobileriniz veya boş zaman aktiviteleriniz nelerdir?
Yazmak bizim işimiz ama aynı zamanda en sevdiğimiz hobimiz.
Yazmak dışında ortak hobilerimiz uzun uzun yürümek, roman okumak, film ve dizi izlemek.
Ortak olmayan hobilerimiz yüzmek(Nehir), kişilik psikolojisi(Ayşe Ferda)
Boş zamanlarımızda ailelerimizle vakit geçiriyoruz ve biraz güzel yemek peşinde koşuyoruz:) Sağlıklı ve güzel yemek takıntımız var.
Bir de her yaz sadece ikimiz denize açılıyoruz ve teknede günlerce konuşmadan sessizce birlikte takılıyoruz:) Bütün yıl konuşup durduğumuz için o sessiz mola iyi geliyor:)
3- Yazarlık serüveniniz nasıl başladı? Bir hikâyenin "çekilebilir bir senaryoya" dönüşme sürecinde sizi bu mesleğe iten kırılma noktası neydi?
Aslında hiç başlamadı, hep vardı. Sadece bir noktada biri “bunu senaryoya çevir” dedi ve biz de ciddiye aldık:)
İkimiz de kendimizi bildiğimizden beri zaten yazıyorduk ama sektörle alakamız ya da senaryo eğitimimiz yoktu.
Sektörden bir arkadaş Ayşe Ferda’nın bir hikayesini senaryoya çevirmesini önerdi, Ayşe Ferda Josh Whedon senaryolarını didik didik ederek o hikayeyi senaryoya çevirdi ve senaryosu beğenilince senaristlik serüveni öyle başladı.
Sonra Ayşe Ferda, Nehir’in şahane bir kitabını okudu ve bayıldı, birlikte çalışmayı önerdi -biraz yalvarmış da olabilir- Nehir’in senaristlik serüveni de böyle başladı:)
4- Unutulmaz karakterler yaratmanın formülü nedir?
Arzu-bedel-kusur galiba. Ama asıl mesele karakterin o arzunun peşinde kendini kaybetmeye ne kadar razı olduğu.
İlk şart, arzu. Çok net ve kişisel bir arzu. Karakter bir şeyi çok istemiyorsa seyircide pek iz bırakmaz sanki. Unutulmaz karakterler bir şeyi çok isteyen karakterlerdir genellikle. Sektör diliyle söyleyecek olursak, karakterin motivasyonu çok güçlü ise bıraktığı iz de çok derin olur.
İkincisi, bedel. Unutulmaz karakterler genelde büyük bedeller öder. O bedele rağmen arzularının peşinden koşarlar. Sonunda arzularına ulaşırlar veya ulaşamazlar ama o bedeli mutlaka öderler.
Üçüncüsü de kusur ve çelişki. Unutulmaz karakterlerin genelde büyük çelişkileri olur. Çoğu zaman kusurludurlar. O kusurlar ve çelişkiler bizi onlara yaklaştırır. Seyirci mükemmel olanı değil kendine ya da hayallerine benzeyeni hatırlar.
5- Uzun soluklu projelerde yazma disiplininizi ve motivasyonunuzu nasıl koruyorsunuz? Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda başvurduğunuz bir yöntem var mı?
Yazma disiplinimizi korumanın tek yolu yazmaya devam etmek. İyi kötü yazıyoruz, iyi olmazsa(ki genelde olmuyor) siliyoruz atıyoruz yine yazıyoruz. Bıraktığınız anda gidiyor yazma disiplini. Her gün her gece o bilgisayarın karşısına oturup yazıyoruz. Bir gün ara versek başlamak için bir gün daha gerekiyor çünkü.
Bir de rutinler yazma disiplini konusunda çok işe yarıyor. İşte sabah belli saatte kalk, güneşe çık, yürüyüş yap, belli saatte bilgisayar başına otur gibi. Hayatın diğer alanlarındaki disiplinlerin -sağlıklı beslenme gibi- yazma disiplinine katkısı da çok fazla.
Motivasyonu korumak öncelikle hikayeyi ve karakterleri sevmekle alakalı. Eğer onlar için heyecanlanıyorsanız motivasyonunuz kaybolmuyor. Hele ileriye sakladığınız güzel hikayeler varsa, onları yazacağınız bölüme gelebilmek de ayrı bir motivasyon sebebi oluyor. Bir de yayın sırasında hikayeyi ekrana taşıyan ekip de motivasyonunuzu koruyor. Onlarla karşılıklı paslaşmak, birbirinden ilham almak çok işe yarıyor.
Yine de motivasyon bazen biraz düşebiliyor, onun için de yıllar içinde öğrendiğimiz bazı taktikler var. Yürümek, spor yapmak, güneşe çıkmak, sosyal medyaya pek bakmamak, bir sonraki sezonun hikayesi hakkında hayaller kurmak, yazmayı planladığımız bir konuyla ilgili araştırma yapmak, yönetmenimizle, kamera arkası ve önü ekiple konuşmak, bazen bir türkü sözüne kapılıp ona sahne yazmak gibi.
Bir de Ortiler olarak birbirimize gaz vermekte epey iyiyiz:) Birimiz düşerse diğerimiz kaldırıyor.
Yazar tıkanıklığı hep yaşadığımız bir şey; artık kendisiyle aşırı samimi olduk:) Onun da çaresi yine yazmak. Yüzlerce saçma sapan sahne yazıyoruz atıp yine yazıyoruz bir noktada saçma sapan olmayan bir sahne çıkıyor.
Yazar tıkanıklığı anında ilham denilen üçkağıtçıyı beklemek büyük hata. Emin olun o asla gelmez. Yazarsanız siz ona gidebilirsiniz ama.
6- Bir senaristin Türkiye şartlarında karşılaştığı en büyük engel nedir? Bu engellerle başa çıkma yöntemleriniz nelerdir?
Mutlaka engeller oluyor; her meslekte her ülkede oluyordur ama biz genelde engellere takılan tipler değiliz.
Evet süreler zor, süreçler zor, arzuların gerçeklerin duvarına çarptığı çok an oluyor.
Ama engelleri çok ciddiye almamak ve kendini şikayet etme girdabına kaptırmamak, onlarla başa çıkmak için gereken ilk şey galiba.
Engelleri yolumuzda aşmamız gereken taşlar olarak görüyoruz ve bazen etrafından dolanıyoruz, bazen üstüne basıp geçiyoruz, bir şekilde aşıyoruz:) Çünkü bizim için asıl mesele hikayeyi anlatmak.
7- Panora okuru olan ve bu alanda kariyer yapmak isteyen genç yazarlara; iyi bir senaryo yazmak için vereceğiniz en altın tavsiye nedir?
Karakter yaratmayı öğrenmek.
İyi karakterler yaratmak ve bu karakterleri saplantı derecesinde tanımak bu işin altın kuralı.
Biz genelde sayfalarca karakter analizi yazıyoruz önce. Senaryoda kullansak da kullanmasak da arketiplerini, doğumlarından itibaren geçmişlerini, travmalarını, ne yiyip içtiklerini, ailelerini, eski sevgililerini, eğitimlerini, hobilerini, çevrelerini, burçlarını, tarot kartlarını, mitolojide hangi karakterlere benzediklerini, mbti kişilik tiplerini, hayal kırıklıklarını, nelerden utandıklarını, kime oy verdiklerini, neye güldüklerini, moda anlayışlarını, kullandıkları arabanın otomatik vites olup olmadığını; aklınıza gelebilecek her şeylerini biliyoruz.
Arzusunu ve kusurunu çok iyi anlamayı başarırsanız, karakterinizin kendisi senaryoyu yazıyor zaten. Bir noktadan sonra hepsi kendi kararlarını veriyorlar. Size bu karakter ne yapar diye sorup izlemek ve gördüğünüzü yazmak kalıyor.
8- Bir projenin başarısını neye göre ölçersiniz? Çok izlenmesi mi, yoksa yıllar geçse de hatırlanan bir kült haline gelmesi mi?
Çok izlenmesi projenizin çok insana temas ettiğini, birilerinin kalbine dokunduğunu gösterir. İzlenmeyi başarı ölçüsü olarak görürüz.
Yıllar geçse de hatırlanan bir kült haline gelmesi elbette çok büyük başarı.
İzlenmek önemli, unutulmamak daha da önemli diyelim. Bir projemiz bittikten sonra o hikayedeki bir karakterimiz hala hatırlanıyorsa biz orda başarılıyız diyoruz.
9- Siz bir içerik tüketicisi olarak neler izliyorsunuz? Sizi son zamanlarda senaryosuyla en çok etkileyen yerli veya yabancı yapım hangisi oldu?
Çok izliyoruz, biraz takıntılı izliyoruz hatta. Yayındayken çok zaman bulamasak bile yazları o açığı kapatıyoruz.
En son ikimizin ayakta izlediği dizi, Mobland’in ilk 6 bölümü:)
Ama galiba kalbimiz hala eskilerde:) Tekrar tekrar izlediğimiz, bazılarının repliklerini ezbere bildiğimiz diziler var; Supernatural, The Americans, Six Feet Under, Banshee, Game of Thrones, Fringe, Dexter, Grey’s Anatomy gibi.
Türk dizilerinden Hayat Şarkısı, İkinci Bahar, Asmalı Konak hala konuştuğumuz diziler.
Son yıllarda Masumlar Apartmanı’nın ve Uzak Şehir’in ilk sezonlarını da kaçırmadan izledik.
Son zamanlarda sevdiğimiz filmler olsa da galiba doksanların ve ikibinlerin ilk on yılının filmlerini daha çok seviyoruz. O dönemden yüz tane film sayarız galiba ama sayfalar yetmez:) Yine de sadece birer film söyleme hakkımız olsa, Nehir The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli) der, Ayşe Ferda Legend of 1900(1900 Efsanesi).
10- Sizi en çok ne motive eder?
İyi bir ekip. Bizi daha çok motive eden bir şey yok.
Bir hikayenin etrafında bir araya gelen işte yapımdı rejiydi oyuncuydu post prodüksiyondu müzikti yani tüm kamera arkası ve kamera önü ekip iyiyse, birbirine inanıyorsa heyecan hiç bitmiyor.
Yazdığınız sahne kağıttan çıkıp yaşayan bir şeye dönüşüyor ya, o şahane bir duygu. Siz bir pas atıyorsunuz, ekip onu gole çeviriyor, sahneleri görünce mutluluktan çıldırıyorsunuz ve motivasyonunuz aşırı artıyor, oturup büyük bir zevkle daha iyi yazmaya çalışıyorsunuz. Onların attığı pası gole çevirmeye hevesleniyorsunuz, “Bunu nasıl oynayacaklar, nasıl çekecekler” diye heyecanlanıyorsunuz.
Sürekli paslaşmak, birbirinizin kusurlarını örtmek, birlikte güzel bir şey yaratmak şahane bir şey.
Bu anlamda Taşacak Bu Deniz ekibi, bizi acayip motive eden ve birlikte bir hikaye anlatmaktan çok mutlu olduğumuz bir ekip.
11- Hayat felsefenizi özetleyen veya yazarken masanızın bir köşesinde duran o favori alıntı/söz nedir?
Nehir: Görebildiğin yere kadar git, oraya gidince daha ilerisini göreceksin.
Ayşe Ferda: Kader cesurlara güler.
12- Panora’nın genç yazarlarına ve okurlarına iletmek istediğiniz son bir motivasyon mesajı var mı?
Niyet, gayret, cesaret diyelim mi?
Önce hayal kurmak, niyet etmek. Sonra gayret etmek. Niyet ve gayretin yetmediğini sanıp korktuğunuz anda da cesaret etmek, devam etmek.
Bir de elalem denen putu sallamayın olur mu?
O put özellikle sosyal medyada çok revaçta ve yargılamayı bir tür ibadet sanıyor olabilir. Ama kader gayrete aşıktır, elaleme değil, unutmayın.


Yorumlar