Kalpteki Sessiz Adacıklar
- Melike Saliha Akbak
- 20 Nis
- 1 dakikada okunur
Modern zamanın devasa çarkları arasında, şehir hiç uyumayan bir dev gibi soluk alıp verirken; bazen hayatın tüm karmaşası ince bir sızının içinde erir.
Korna seslerinin, aceleci adımların ve dijital ekranların parıltılı gürültüsünün ortasında, insan farkında olmadan bir sessizlik adacığı arar kendine. Bu, dünyadan kopuş değil; aksine dünyaya kendi içinden bakabilme çabasıdır. Kimi zaman parktaki yağmurdan rengi solmuş bir bank, kimi zaman eski bir kütüphanenin tozlu rafları arasında unutulmuş o ahşap köşe, bizim sessiz kalemiz olur. Orada zaman, şehrin dayattığı o kronometrik hızdan sıyrılır; akrep ve yelkovan ruhun ritmine boyun eğer.
Bir kitabın sayfasını çevirirken duyulan o hışırtı, koca bir caddenin gürültüsünü alt edecek kadar güçlü bir senfoniye dönüşür. İnsan orada, dışarıdaki o bitmek bilmeyen yetişme telaşından kurtulur ve nihayet kendi sesinin yankısını duymaya başlar. O anlarda sessizlik, bir boşluk değil; aksine binlerce kelimenin, bastırılmış duygunun ve ertelenmiş hayalin sığındığı bir limandır.
Şehrin gürültüsü zihnimizi ele geçirmiş bir işgalciyken, bu küçük sessizlik anları ruhun kazandığı en büyük zaferlerdir.
Gece yarısı, bir sokak lambasının hüzünlü ışığı altında durup gölgelerin uzayışını izlemek, aslında insanın kendi içindeki o keşfedilmemiş kıtalara attığı ilk adımdır. Belki de en büyük yolculuklar, kilometrelerce uzağa gitmekle değil; şehrin kalbindeki o sessiz adacıklarda, bir anlığına durup buradayım diyebilmekle başlar. Çünkü sadece sustuğumuzda, dünyanın bize ne anlatmaya çalıştığını gerçekten duymaya, o bitmek bilmeyen uğultunun arkasındaki hayatın gerçek fısıltısını yakalamaya başlarız. Durmak, geride kalmak değil; gürültülü bir dünyada kendi kimliğini muhafaza edebilme sanatıdır.
Melike Saliha Akbak
Yorumlar