İslami Bir Yaşayış
- Şerife Erdal
- 1 Şub
- 4 dakikada okunur
İnsan, yaradılış itibarıyla anlam arayışında olan bir varlıktır. Bu arayış, insanı yaradılışın gayesini anlamaya ve hayata yön vermeye sevk eder. İslâm, bu arayış içerisinde insana dünya ve ahiret dengesi içerisinde bir yaşam imkânı sunan bir inanç sistemidir. Bu metinde, İslâm’ın insan hayatına getirdiği ölçüleri ve sunduğu yaşam anlayışını, Kur’an ve sünnet ışığında ele alacağız.
İslâm sözcüğü, se-le-me kökünden türemiştir. Kelime anlamı’’ itaat etmek, boyun eğmek, bağlanmak, bir şeye teslim olmak, esenlik ve barış içinde olmak’’ olan İslâm, Allah’a itaat etmek, teslim olmak, Hz. Peygamber’in din adına getirdiklerinin hepsini benimsemektir.
İslam’ın varlık âlemine bakışı, bütün varlığın Allah’a teslim olduğu esasına dayanır. Her bir varlık kendilerine verilen emir doğrultusunda, hareket ederler. Ne güneş ne ay yörüngesinden çıkar, ne de dünya dönmekten vazgeçer.
Ne güneş aya yetişip çarpabilir ne de gece gündüzün önüne geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler. (Yasin40.)
İslâm’a göre insan, kâinattaki diğer varlıklardan üstün ve şerefli kılınmış bir varlıktır. Ona, dünyada halife görevi verilmiş, yeryüzünü iyilik ve güzellikle imar etme sorumluluğu verilmiş ve bu sorumluluğu yerine getirebilmesi için de akıl ve muhâkeme gibi gerekli melekelerle donatılmıştır. Ancak kendisine verilen yetki, keyfine göre sınırsız bir yetki değildir. Cenâb-ı Allah’ın çizdiği sınırlar vardır. Bunlar, helaller ve haramlardır.
Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve güzel şeyleri haram saymayın, sınırı da aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez. (Maide 87.)
Allah’ın size verdiği helal ve temiz rızıklardan yiyin ve iman etmiş olduğunuz Allah’ın yasaklarından sakının. (Maide 88.)
İslâm’a göre hayat, insan için bir sınavdır. Sınavın gereği olarak insana iyiyi ve kötüyü seçme hakkı verilmiş, bu tercihin sonuçları olarak da cennet ve cehennem olarak belirlenmiştir. Yaptıkları kötülüklerden pişman olanlar temiz bir hayat yaşamak isteyen kullar için, son nefeslerine kadar Allah’ın rahmeti gereği tövbe kapısı açık bırakılmıştır.
İslâm’da insan dünyayı terk etmeye mecbur bırakılmamıştır. İnsanın ruhî temizliğe giden bir kapı açması için, hırka giymeye, tarik-i dünya olmaya ihtiyacı yoktur. Bu İslâm’ın ruhuna tamamen terstir. İslâm ne mistik bir inanç ne de bir felsefedir. O, Allah’ın yarattıkları için koyduğu kanunlara uygun bir hayat tarzı ve yoludur. İnsan, Allah’ın kendisine farz kıldığı kaidelere, ihlas ve saygı içinde boyun eğdikçe, şahsî hayatını şekillendirmekte serbesttir. İnsanın vazifesi, kendinde var olan yetenekleriyle en iyi ve en güzelini ortaya koymaktır. Kişi, meşrû olan imkân çeşitlerinden dilediğini seçmekte serbesttir. Sınıra gelince orada durur. İnsan, kendi eliyle yaptıklarına bağlıdır.
Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği şeyle sorumlu tutmaz. Herkesin yaptığı iyilik kendi yararına, işlediği günahlar da kendi zararınadır. (Bakara 286.)
İnsana ancak gayretinin semeresi vardır. (Necm 39.)
İslâm, insanı küçük, büyük yaptığı işlerinde, ahlâki mesuliyet şuuruna ulaştırmak ister. Bu yüzden her Müslüman, içinde bulunduğu muhitten ve etrafında cereyan eden olaylardan sorumludur.
Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a iman edersiniz. (Âl-i İmrân 110.)
Mensubu olduğumuz İslâm dini, bir millete veya kavme değil, bütün insanlığa gönderilen son ve evrensel bir dindir.
Ey iman edenler! Allah’a Rasûl’üne, Rasûl’üne indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara iman edin. Kim, Allah’ı meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr ederse, koyu bir sapıklığa sapmış, haktan tamamen uzaklaşmış olur. (Nisa139.)
Cenab-ı Allah, kitabını bütün insanlık için indirmiş, Rasûl’ünü bütün insanlığa göndermiştir.
De ki: Ey insanlar! Allah’ın size, hepinize gönderdiği Rasûl’üyüm. (A’raf 158.)
İslâm, Allah’ın gönderdiği dinidir. Rasûllerin görevi ise indirilmiş olan vahyi yaşanan bir vakıayı tercüme etmektir. Son risâlet ise, Allah’ın kendisi ile dini tamamladığı risâlettir.
Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı beğenip seçtim. (Mâide 3.)
Rasûl’de bu indirilmiş olan vahyi, tercüme etme görevini yerine getirmiş ve Yüce Allah’ın ‘’ Sizler insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarsınız. Hem de Allah’a iman edersiniz’’ buyurmuştur. Rasûlullah (sav) uygulamada en üstün örnek idi. Aişe (r.a) onun ahlâkına dair bir soru sorulunca de ki: Onun ahlâkı, Kur’an’dı. (Ahmed b. Hanbel)
İslâm’ın inşâ etmek için çalıştığı ‘’iyi insanın’’ niteliklerine gelince, Yüce Allah: İman edip salih ameller işleyenler, buyruğu ile özetlemektedir. İslâm bir teori değil, yaşanan pratiğe dökülen bir hayat tarzı ve fıtrata uygun bir dünya görüşüdür. Peygamber (sav) ‘in evine bazı insanlar gelirler ve onun ibadetlerini sorarlar. Onunkiler anlatılınca kendi ibadetlerini azımsarlar ve ‘’Biz nerede O nerede ‘’ dediler. Bunun üzerine birisi, ‘’Ben bütün gece uyumayıp namaz kılacağım’’ der. Diğeri, ‘’ Ben devamlı oruç tutacağım’’ der. Öbürü,’’ Ben kadınlara hiç yaklaşmayacağım’’ der. Allah Rasûlü bu olayı duyunca onlara, ‘’ Ben Allah’tan hepinizden daha fazla korkarım ve O’ndan hepinizden daha çok çekinirim’’ der. Orucu hem tutarım hem de tutmam. (Burada nafile ibadetlerden bahsedilir.) Namazı hem kılarım hem de uyuduğum olur. Hanımlarla da evlenirim. Kim benim uygulamalarımdan uzaklaşırsa, benden değildir! diye buyurmuştur. (Buhari)
İslâm hiçbir zaman ümitsizliği ve karamsar olmayı kabul etmez. Mü’min, çalışmakla yükümlüdür. Peygamber (sav) dedi ki: ‘’ Birinizin elinde bir hurma fidanı varsa ve kıyamet kopmak üzere de olsa onu dikiversin. Çünkü bundan dolayı onun için mükâfat vardır.’’ (Buhari/ Müsned 12435)
Bu hadis o kadar ilginçtir ki, kıyamet kopuyor ama elinde fidanı olan onu dikiversin deniyor. İnsan düşünmeden edemiyor, zaten kıyamet kopuyor ve ekilen fidan büyüyecek mi? Ancak insandan istenen neydi? Halife olarak yeryüzünü imar edecekti. İnsan olarak bizler, verilen yükümlülükleri yapmakla sorumluyuz. Zaferden değil, seferden sorumluyuz. Yapılan işlerin nasıl sonuçlanacağını takdir eden Cenâb- Allah’tır. İslam, Allah’ın adıyla yemeleri, Allah’ın adı ile evlenmeleri, Allah’ın adıyla Allah yolunda öğrenmeleri, çalışmaları, üretmeleri, güçlenmeleri… Allah yolunda bunları yaparken, dünyanın kendilerini âhiretle uğraşmaktan alıkoymaması, âhiretin de dünya için çalışmaktan engellememesidir. Çünkü her ikisi de birbirinden ayrılmayan, aynı yoldur. Sonuç olarak İslâm, insanın yaşamına yalnızca inanç boyutunda değil; ahlâki , toplumsal ve pratik düzeyde yön veren bir inanç sistemidir. Bu inanç sistemi, bireyin dünya ve âhiret dengesini gözeterek bir hayat inşâ etmesini hedefler. Öyleyse hayatımızın son anına kadar, yeryüzünü imar edip fidanlarımızı diktiğimiz taktirde Allah’ın rızasına ulaşabileceğiz. İşte o zaman bütün insanlık için, çıkarılmış en hayırlı ümmet olma şerefine nail oluruz.
Yorumlar