Güllaç: Ramazan Sofralarının Zarif Yolculuğu
- Elif Kübra Eser
- 20 Kas 2025
- 1 dakikada okunur
Güllaç’ın Doğuşu
Yaklaşık 600 yıl önce, Osmanlı topraklarında mısır nişastasını uzun süre saklamanın yolları aranıyordu. Bu süreçte un ve su karışımından oluşan ince yapraklar hazırlandı; sertleşip korunmasıyla farklı şekillerde kullanılmaya başlandı.
Tatlıya Dönüşüm
Bir gün, bu yapraklar sütle ıslatıldı. Üzerine hafifçe gül suyu serpiştirilince, bugün bilinen güllaç ortaya çıktı. Basit bir saklama yöntemi, zamanla Ramazan sofralarının vazgeçilmezi oldu.
Sarayda Bir Tatlıcı ve Lezzeti
1489’da Kastamonulu Ali Usta, elinde kalan yufkaları şekerli sütle ıslatıp sundu. Saray görevlileri bu tatlıyı çok sevdi ve böylece güllaç saray mutfağında da yerini aldı. Ali Usta, sarayın tatlıcısı oldu.
Tarihte Güllaç
16. yüzyılda, güllaç yaprakları “varak” olarak biliniyor, 1573-1574 yıllarında saraya tam 19.740 varak alındığı belgeleniyordu. Saray sofralarında Antep fıstığı, kaymak, misk ve bademle süslenerek sunulurdu.
Ramazan’la Bütünleşen Bir Lezzet
Hafifliği ve serinletici özelliğiyle iftardan sonra ideal bir tatlı oldu. Bugün hâlâ Ramazan aylarında market raflarında görünür, geçmişten gelen bir nostalji olarak gönüllerde yaşamaya devam eder.
Güllaç; sadece tatlı değil, Osmanlı’nın kültürünü ve zarafetini sofralara taşıyan, yüzyıllara uzanan bir hikayedir...
KAYNAKÇA
●Priscilla Mary Işın,Gülbeşeker:Türk Tatlıları Tarihi, Yapı Kredi Yayınları,2008,s.228.
Elif Kübra Eser


Yorumlar