Görünmeyen Yükler
- Melike Saliha Akbak
- 20 May
- 2 dakikada okunur
Dünyayı sırtında taşıyan Atlas’ın mitini hepimiz biliriz. Gökyüzünün ağırlığı omuzlarındadır ve bu onun cezasıdır. Fakat modern zamanın insanı, kendi mitini kendi yazar; üstelik kimse ona ceza vermemişken, gökyüzünün yanına birkaç yıldız, birkaç bulut hatta başkalarının fırtınalarını da ekler omuzlarına. Bizler, sınırlarını çizmeyi unuttuğumuz o ince çizgide, sorumluluk denen o asil duygunun esiri olan gönüllü Atlaslarız.
Sorumluluk, doğası gereği kutsaldır. İnsanı büyütür, olgunlaştırır, dünyaya kök salmasını sağlar. Ancak insanın kendi payına düşen hayat ağacını sulamasıyla, tüm ormanın kuraklığından kendini mesul tutması arasında derin bir uçurum vardır. Biz o uçurumun kenarında,"Eğer ben yapmazsam her şey yıkılır,"fısıltısıyla yürürüz. Başkalarının eksik bıraktığı cümleleri tamamlamak, kırık kalpleri onarmak, taşınması imkânsız yüklerin altına hiç düşünmeden gövdemizi koymak… İşte bu, yorulan kalplerin ve hiç duyulmayan o sessiz iç çekişlerin hikâyesidir.
Edebiyat, yükü ağır olanların sığınağıdır derler. Fazladan aldığımız her sorumluluk, ruhumuza giydirdiğimiz birer zırh gibidir. İlk başta bizi korur, güçlü gösterir, çevreye güven verir. Fakat zamanla o zırh ağırlaşır; içindeki insanı görmez olurlar. Herkes sizin ne kadar güçlü olduğunuzdan bahsederken, kimse o gücün arkasındaki yorgunluğu sormaz. Çünkü muktedir görünmek, yardıma muhtaç olmayı yasaklar insana.
Kendi hayatımızın başrolündeyken, figüranı olduğumuz hikayelerin de yükünü sırtlanmak neden? Birinin hayatındaki boşluğu doldurmaya çalışırken, kendi içimizde açılan o devasa kuyuları fark etmeyiz. Başkalarının fırtınasında şemsiye olurken, sırılsıklam ıslanan hep bizim ruhumuz olur.
Oysa hayat, her varlığa kendi taşıyabileceği kadar yük sunar.
Bugün omuzlarımıza dönüp bakma vaktidir. Taşımaktan keyif aldığımız o paha biçilemez sorumluluklar ile bize ait olmadığı halde sırf kıyamadığımız için heybemize doldurduğumuz o ağır taşları ayırt etme vaktidir. Unutmamalıyız ki; gökyüzü her ne kadar güzel olsa da, onu tek bir insanın omuzları değil, ancak hep birlikte göğe açılan eller taşıyabilir. Kendi gökyüzümüzün altında, sadece kendi fırtınalarımızla ıslanıp, kendi güneşimizle ısınmayı öğrenmek, kendimize olan en büyük sorumluluğumuzdur.
Melike Saliha Akbak
Yorumlar