;
top of page

Eksik Parçalar

Modern dünya bize bir tamlık illüzyonu pazarlıyor. Kusursuz hayatlar, eksiksiz profiller, her parçası yerli yerine oturtulmuş mutluluk tabloları... Oysa hayatın gerçek ritmi, pürüzsüz yüzeylerde değil, o derin çatlaklarda gizlidir. Hepimiz ruhumuzun bir yerinde, neyle dolduracağımızı tam olarak kestiremediğimiz o tuhaf, sızılı bir boşlukla doğuyoruz. Kimimiz o boşluğu eşyalarla, kimimiz kalabalıkların gürültüsüyle, kimimiz ise bitmek bilmeyen bir onaylanma hırsıyla tıkamaya çalışıyoruz. Ama ne yaparsak yapalım, o parça hep biraz eksik kalıyor.

Bana göre; insan, tamamlandığı gün değil, eksikliğini sevdiği gün büyür.

Kelimelerim, içimdeki o boşlukları kapatmak için değil, o boşlukların etrafını süslemek, onları anlamlı kılmak için var. Çünkü yazmak; hayatın bıraktığı boşlukları, kelimelerden inşa edilmiş köprülerle birleştirmektir. Bizler, tam olanın değil, yarım kalmış olanın peşindeyizdir. Bitmiş bir hikaye, kapanmış bir kapıdır. Oysa ucu açık bırakılmış cümleler, hâlâ nefes alan anılar ve doldurulamamış boşluklar, okuyucunun ruhunun sızabileceği tek yerdir.


Kusur, ruhun dünyaya açılan penceresidir; ışık içeriye sadece o çatlaktan girer.


Çoğu zaman eksikliklerimizi birer ayıp gibi saklıyoruz. Oysa Japonların Kintsugi sanatı vardır; kırılan seramikleri altınla onarırlar. Amaç, kırığı gizlemek değil, onu eskisinden daha değerli ve hikayeli bir hale getirmektir. Yazmak da benim için ruhun Kintsugi'sidir. Hayatın bende bıraktığı o kırıkları kelimelerle, altın misali işliyorum. Bir vedanın bıraktığı boşluk, bir paragrafın başlangıcı oluyor; hayal kırıklığı ise bir dizedeki en güçlü imgeye dönüşüyor.

İnsanlar genellikle "neden yazıyorsun?" diye sorarlar. Cevabı basit aslında: Hayatı, gerçekte olduğundan daha bütünlüklü görebilmek için. Yaşarken parçalar halinde dökülen anıları, yazarken bir araya getirip onlara bir anlam yükleyebiliyorum. Belki de bu yüzden, hayatın kendisi bir ana metinse, yazmak o metnin kenarına düşülmüş en dürüst açıklamadır.

Gerçek sanat, mükemmeli aramak değil; eksik kalanın içindeki saklı mücevheri bulup onu bugünün ışığına çıkarmaktır.


Şimdi dönüp kendi içindeki o eksik parçalara bakmanı istiyorum. Belki eksik olan bir ses, belki bir koku, belki de hiç gidilememiş o şehir... O parçayı bulmak için orayı doldurmaya çalışma. Bırak orası boş kalsın. Çünkü bazen bir boşluk, binlerce dolu odadan daha fazlasını anlatır. Bizler ancak o boşluklar sayesinde birbirimize benzer ancak o eksikliklerde birbirimizi gerçekten anlarız.


Unutma; hayat, her parçası yerinde olan bir bulmaca değildir; hayat, eksik kalan o son parçanın bizde uyandırdığı merakın adıdır. Ve belki de en güzeli; hiçbir zaman tam olamayacağımızı bilmenin verdiği o hürriyettir.


Melike Saliha Akbak

Son Yazılar

Hepsini Gör
"Megali İdea" Kavramı

GİRİŞ “Megalo İdea” olarak da geçen “Megali İdea” olgusunun, farklı yazar, akademisyen ve entelektüellerce “Büyük Fikir” ya da “Büyük Ülkü, Amaç” olarak betimlendiği görülmektedir. Megali İdea, modern

 
 
 

Yorumlar


bottom of page