;
top of page

Eksik Parça Ben Değilmişim

“İnsan bazen kaybolduğu için değil, kendini bulacağı yeri bilmediği için yorulur.”

Hepimizin içinde görünmeyen bir yapboz var.

Kimse onu göremiyor.

Fotoğraflarda çıkmıyor.

Sesimize yansımıyor.

Sabah işe ya da okula giderken omuzlarımızda taşımıyoruz.

Ama hep orada.

Eksik.

Çocukken bunun adını bilmiyordum.

Sadece bazen sebepsiz yere canım sıkılırdı.

Oyuncaklarım tamdı.

Ailem yanımdaydı.

Gülüyordum.

Yine de içimde tarif edemediğim küçük bir boşluk dolaşırdı.

Büyüyünce geçer sandım.

İnsan büyüyünce her şey yerine oturur diye düşündüm.

Yanılmışım.

Meğer insan büyüdükçe sadece eksik parçanın şeklini daha iyi tanıyormuş.

Bulamıyormuş.

Hayat bize sürekli tamamlanmamız gerektiğini söylüyor.

“Doğru insanı bul.”

“Doğru mesleği seç.”

“Hayalini gerçekleştir.”

“Başar.”

“Kazan.”

Sanki bütün bunlar olduğunda içimizdeki boşluk sessizleşecekmiş gibi…

Ama öyle olmuyor.

Çünkü bazı boşluklar başarıyla dolmuyor.

Bazıları alkışla da dolmuyor.

İnsan bazen her şeye sahipken bile neden eksik hissettiğini açıklayamıyor.

Ve en acısı…

Bunu kimseye anlatamıyor.

Çünkü dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünüyor.

Kimse görünmeyen eksikleri sormuyor.

Sonra geceler geliyor.

Ben geceleri seviyorum.

Çünkü gündüz herkes konuşuyor.

Gece ise sadece ben ve içimdeki ses kalıyoruz.

İlk başlarda ondan kaçıyordum.

Telefonun sesini açıyordum.

Bir dizi başlatıyordum.

Şarkıları sonuna kadar dinliyordum.

Yeter ki o konuşmasın diye.

Ama insan ne kadar kaçarsa kaçsın…

Kendi sesinden kaçamıyor.

Bir gece sustum.

O konuştu.

“Ne arıyorsun?” diye sordu.

Cevap veremedim.

Çünkü gerçekten bilmiyordum.

Mutluluk desem eksik kalıyordu.

Huzur desem tam karşılığı değildi.

Sevilmek desem yine bir tarafı boştu.

Aslında ben bir şey aramıyordum.

Ben…

Eksik hissetmemeyi arıyordum.İç sesimizin kötü olduğunu söylerler.

Bence haksızlık ediyoruz ona.

O, bizi en iyi tanıyan tek kişi.

Herkes alkışlarken bile gerçekten mutlu olup olmadığımızı biliyor.

Herkes “İyisin.” derken gözlerimizin neden dolduğunu biliyor.

Kalabalıkta neden birden sessizleştiğimizi…

Bir şarkının neden boğazımızı düğümlediğini…

Hiç tanımadığımız bir şehre neden ait hissedebildiğimizi…Hepsini biliyor. Belki de bu yüzden ondan korkuyoruz,  Çünkü doğrular, en çok sessizlikte yankılanıyor. Geçenlerde kendi iç sesime ilk kez cevap verdim.

“Her şey neden eksik geliyor?” diye sordum. Uzun süre sustu. Sonra hiç beklemediğim kadar sakin bir cevap verdi.

“Belki de eksik olan hayatın değil.”

“Belki sen, kendini yıllardır dinlemiyorsun.”

O cümleden sonra uzun süre hiçbir şey düşünemedim.

Gerçekten…

Ne zamandır kendimi dinlemiyordum?

Ne zamandır başkalarının beklentileri benim düşüncelerimin önüne geçmişti?

Ne zamandır mutlu görünmeye çalışırken gerçekten mutlu olup olmadığımı unutmuştum?

Belki de insanın en büyük yalnızlığı, odasında tek başına olması değildir. Kendi içinde yabancı gibi dolaşmasıdır. Kendine uğramadan yıllar geçirmesidir. Herkesi tanırken kendini tanımamasıdır. İçimizde yıllardır bekleyen o sesi susturdukça, eksik puzzle parçasını dışarıda arıyoruz.

Bir ilişkide…

Bir şehirde…

Bir başarıda…

Bir maaşta…

Bir unvanda…

Oysa belki de hiçbirinin şekli elimizdeki boşluğa uymuyor.

Çünkü o boşluk, dışarıdan gelecek bir parçaya ait değil.

Şimdi hâlâ bazen geceleri içimdeki sesle konuşuyorum.

Eskisi gibi kavga etmiyoruz.

Sorular soruyor.

Ben cevap vermeye çalışıyorum.

Bazen cevap bulamıyorum.

Bazen sadece susuyoruz.

Ama fark ettim ki insan, kendisiyle konuşmaya başladığında garip bir hafiflik hissediyor.

Sanki yıllardır sırtında taşıdığı yükün adını sonunda koyabiliyor.

Her şey düzelmiyor.

Hayat bir anda güzelleşmiyor.

Eksik parça ertesi sabah bulunmuyor.

Ama insan, ilk kez kaybolduğu yerde paniğe kapılmıyor.

Çünkü artık yanında biri var.

Kendisi.

Ve belki de bütün bu yolculuk boyunca aradığımız o son puzzle parçası hiçbir insan, hiçbir şehir, hiçbir başarı değildir.Belki de o parça, yıllardır susturduğumuz kendi sesimizdi. Çünkü insan bazen hayatta kaybolmuyor. Sadece kendi içinden çok uzun süre geçmeyince, eve giden yolu unutuyor.


Melisa İnanyavuz

Son Yazılar

Hepsini Gör
Eda Nur Yıldız - Çağrı Merkezi Hizmetleri

1- Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Kariyerinize/ilgi alanlarınıza nasıl başladınız? Adım Eda Nur Yıldız. 23 yaşındayım. Selçuk Üniversitesi Çağrı Merkezi Hizmetleri Bölümü mezunuyum. Üniversite sınavınd

 
 
 
Değişmek

Yaş aldıkça yaşlandıkça korkuyorum değişmekten, Bu yüzden mi değişir insanlar güzel düşünceler. Hüzne, daha hızlı adım atmak mıdır seneleri devirmek, Daha da korkuncu günden güne bu durumu kabullenmek

 
 
 
Çiçeklerin Dili

Bugün pencerelerin önündeki saksılara bakıldığında, genellikle bir evi renklendirme çabası ya da sıradan bir merak görülür. Oysa çok değil, birkaç yüzyıl önce bu topraklarda pencerelerin kenarına bıra

 
 
 

Yorumlar


bottom of page