Düzenin Huzuru
- Melike Saliha Akbak
- 20 Haz
- 2 dakikada okunur
Her sabah aynı saatte, kulak tırmalayan o tanıdık melodiyle bölünür uykumuz. Gözümüzü açtığımız o ilk saniyede içimizi kaplayan o bıkkınlık hissini hepimiz çok iyi biliriz. Yataktan isteksizce kalkışlar, banyodaki aynada karşılaştığımız o her zamanki yorgun yüz, mutfak tezgahına tık diye oturan çay bardağının o ruhsuz tınısı... Ardından sokağa adım atış; hep aynı kaldırım taşlarına basarak, hep aynı yerlerden ilerlenen o ezberlenmiş yol. Hele o her sabah bindiğimiz otobüs... Cam kenarına yaslanıp dışarıdaki akıp giden şehre bakarken içimizden yükselen o amansız çığlık...
Hayatı renkli bir macera filmi gibi yaşamak isterken, kendimizi siyah beyaz bir sessiz sinemanın figüranı gibi hissettiğimiz o anlarda, bu düzeni bir zindan belletiriz kendimize. Özgürlüğümüzün önündeki en büyük engel, bu her gün tekrarlanan sıkıcı ritüellerdir sanki. Rutinleri, ruhumuzu tek tipleştiren birer pranga sanırız.
Sonra... Günün birinde, hiç beklenmedik bir anda, hayatın o kendi bildiğini okuyan rüzgarı sertçe eser. Sakin denizde aniden bir fırtına kopar. Bir ayrılık kapıyı çalar, bir hastalık haberiyle dünya durur ya da geleceğe dair devasa bir belirsizlik sisi çöker ömrümüzün tam ortasına. İşte o an, zihnimiz o fırtınanın ortasında savrulurken tutunacak tek bir dal arar gözlerimiz. Ruhumuz un ufak olmak üzereyken, sığınacak güvenli bir liman fısıldar kalbimiz.
Ve tuhaf bir şekilde, o fırtınanın ortasında can havliyle özlediğimiz ilk şey, birkaç gün önce yerin dibine soktuğumuz o sıkıcı sabahlar olur.
O kulak tırmalayan alarm sesinin aslında hayatımızın yolunda gittiğine dair sessiz bir müjde olduğunu o zaman anlarız. Her sabah aynı yoldan yürüyebilmenin, ayaklarımızın o kaldırım taşlarını ezbere bilmesinin bu koca, tekinsiz dünyada kaybolmadığımızın yegâne kanıtı olduğunu fark ederiz. Değersiz bulduğumuz o çay bardağının masadaki sesi, meğer hayatın ritminin hâlâ tıkır tıkır işlediğini fısıldayan sesiymiş.
Rutinler, biz fark etmesek de hayatın o öngörülemez karmaşasına karşı üstümüze kuşandığımız sessiz zırhlardır. Dünya dışarıda delice dönerken, içerde bizi bir arada tutan, dağılmamızı engelleyen gizli birer iskelettir onlar. Monotonluğun o gri örtüsünün altında, aslında bizi sımsıkı saran, koruyan ve kollayan muazzam bir şefkat saklıdır.
Bugün o her zamanki otobüse bindiğinde, başını cama yaslayıp sıkıntıyla iç çekmeden önce dur ve bir bak etrafına. Yolcuların tanıdık yüzlerine, şoförün her zamanki hamlelerine, sokağın o bildik gürültüsüne... Şikayet ettiğin o tekdüzelik, şu an sahip olduğun en huzurlu kalkanın olabilir. Çünkü bazen hayattaki en güzel şey; yarın uyandığında da hayatın tam da alıştığın o sakinlikle seni bekliyor olmasıdır.
Melike Saliha Akbak
Yorumlar