;
top of page

Bir Etiketin Gölgesinde Konya

Konya’da herhangi bir sokakta yürürken, zamanın diğer şehirlere kıyasla biraz daha yavaş ve samimi aktığını hissedersiniz. İstanbul’da olduğu gibi sizi içine çeken bir koşuşturmanın ortasında bulmazsınız kendinizi. Elbette burada da bir telaş vardır, ancak o telaşa katılıp katılmamak biraz da sizin tercihinizdir. Modern hayatın hızına kapılmak artık neredeyse kaçınılmaz olsa da Konya, hâlâ başınızı gökyüzüne kaldırıp derin bir nefes alma imkânı sunan şehirlerden biridir. Bu yazıda, Konyalı bir sosyolog olarak şehire nasıl baktığımı ve Konya’ya olan ön yargının nereden geldiğini gözlemlerimle anlatmak isterim.


Konya’yı Konya yapan en büyük unsur hiç kuşkusuz Mevlana’dır. Mevlana’ya göre Konya hoşgörünün başkentidir. Bu söylem, Konya ile bütünleşmiş ve şehrin turistik kimliğinin oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. Mevlana’nın toplum üzerinde etkisi büyüktür. Fakat bu etki günümüz Konya’sında giderek önemini kaybetmeye başlamıştır. Eskiden Konya’yı ziyaret eden kişiler Konya’daki toplumun ne kadar yardımsever olduğunu, samimi ve içten oldukları kanaatine varırken, günümüzde bu güzel geri kanaatlerin yerini ‘Yobaz’ kelimesine bırakmıştır. Yaşlı, yerli Konyalılar toplumun artık eskisi gibi olmamasının sebebini, Konya’ya köylerden gelen insanlar ve üniversite öğrencilerinin şehri bozduğuna bağlasa da, bunun tamamen doğru olduğuna inanmıyorum. Çünkü oluşan bu ‘Yobaz’ algısını sosyal medyanın bir ürünü olarak görüyorum. Konyalı gençlerin çoğunun bu algıyı kabullendiğini ve hatta sanki çok güzel bir şeymiş gibi övündüğünü gözlemlemekteyim. Kalan genç kesimin ise bu algıyı yıkmak için çabalamadığını ve Konya’dan gittikleri an sorunlarının çözüleceğini varsaymaktadır. Bu kabullenme ve içtenleştirme algısını sosyolojik şekilde açıklamam gerekirse kesinlikle, Howard S. Becker’ın “Etiketleme kuramı’’ ile açıklarım. Etiketleme kuramına göre, toplum bireyleri belirli davranış biçimleri ya da kimlik özellikleri üzerinden etiketler; bu etiketler zamanla bireyin kendilik algısını ve sosyal konumunu belirleyici hale gelir. Başka bir deyişle, bireyler üzerlerine yapıştırılan etiketlere göre davranmaya başlar, bu da toplumsal bir kimlik dönüşümüne yol açar.


Bu önyargının yıkılması için, Konya’daki gençlerin bu önyargıları kabul etmesi veya perdelemesini bir kenara bırakıp bu önyargılara ve yersiz sıfatlara karşı bilinçlenmesi gerektiğini savunuyorum. Bu çözümü başlatmak için ise ‘etiketlenen’ tarafa değil de ‘etiketleyen’ tarafı sorgulamakla başlar. Sosyal medya da dolaşan bu yersiz önyargı ve yüzeysel yargılara doğru eleştirel bir pencereden bakılması gerek. Konya, yüzlerce yıllık kültürel birikimi, tasavvufi geçmişi ve Anadolu irfanını barındıran bir şehir. Bu birikimi tekrar görünür kılmak; gençlerin şehirle kurduğu ilişkiyi yeniden tanımlamalarına, öz güvenli ve bilinçli bir kimlik geliştirmelerine bağlıdır. 


Bir sosyolog adayı olarak umudum; Konya’daki gençlerin kültürel mirasına sahip çıkan, bu güzel ve kıymetli kültürel mirasa bulaşan tozları titizlikle temizleyen bilinçli insanlar olmalıdır. Çünkü Mevlana’nın da dediği gibi, “Kendini küçük görme! Sen yürüyen bir evrensin.”


RABİA ÇAVUŞLAR

Son Yazılar

Hepsini Gör
Çokluğun Sessizliği

Faniliğe dalmış İslam alemi  İnsan nefsinin gafletine dalmış Lal olmuş gönüller, vicdanlar uyutulmuş İmtihandan kalmış bir ümmet Ses veren yok, Sessizliğe gömülmüş dünya  Tarumar edilmiş gözbebeğimiz 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page