Başarıyı Sömürensolucan İmposter Sendromu
- Rabia Çavuşlar
- 20 Şub
- 2 dakikada okunur
Çok önemli bir başarı elde ettiğinizi düşünelim. Bu başarının ardından ödülünüzü almak için kürsüye doğru yürüyorsunuz. Normal koşullarda bu anın mutlulukla, içten gülümsemelerle, hatta heyecandan titreyen bacaklarınız olması beklenir. Peki ya bunların hiçbirini hissetmeyip yalnızca yoğun bir kaygı, büyük bir mutsuzluk ya da derin bir yetersizlik duygusu yaşarsanız? Böyle hissetmek normal midir? Psikolojide, başarı anlarında dahi bu duyguları yoğun biçimde yaşayan kişiler imposter sendromu yaşayan bireyler olarak adlandırılır.
İmposter sendromu yaşayan bireyler, toplum arasında genellikle başarısı ile ön planda, istikrarlı olarak tanımlanan kişilerde daha çok görülmektedir. Bu sendromu yaşayan insanlar başarısını bir tesadüf sonucu, zamanla yanlış olduğu ya da başkalarının abartılı yorumları olarak algılarlar. Bunun sonucunda insan; emeğine, başarısına ve işine yabancılaşır. Bu yabancılaşma çoğu zaman yakalanma duygusunu beraberinde getirir. Birey, başarısını başkasının sonucu olarak görür ve her an bunun ortaya çıkacakmış içgüdüsüyle yaşar. Dolayısıyla imposter sendromu, başarısızlıktan çok, başarının sürdürülemeyeceği ve gerçeğin ortaya çıkacağı korkusuyla beslenen bir psikolojik deneyim olarak karşımıza çıkar.
İmposter sendromunun ortaya çıkışı tek bir nedene indirgenemez; hatta bunu indirgemek çoğu zaman hatalı olur. Çünkü ortaya çıkış nedeni bireysel deneyim ile çevresel faktörlerin karmasıdır. Erken yaşlarda başarı ile bireyin nasıl bir etkileşim içinde olduğu, bu sendromun gelişmesinde önemli bir rol oynar. Başarının sürekli olarak ödül, onay ve kabul olarak görüldüğü ve ilişkilendirildiği aile ve eğitim ortamlarında bu sendrom ile çok sık karşılaşılır. Bunun yanında bu sendroma sahip kişiler, ebeveynlerin onayını ve sevgisini kazanmanın tek yolunun, elde edilen başarıdan çok sarf edilen emekle daha fazla bağlantılı olduğunu söylemektedirler. Yani bu kişiler, başarının büyüklüğünden çok başarıyı elde ederken sarf edilen alın terini önemsediklerini ifade ederler. Bunun sonucunda ise elde edilen en ufak başarıda tatmin olmadıkları, altının boş olduğuna inanmalarından kaynaklanır. Tabii ki bu durumu sadece bununla sınırlandırmak doğru olmaz.
Mükemmeliyetçilik, bu sendromun en belirgin tetikleyici özelliğidir. Kişi, kendisi için ulaşılması güç standartlar belirler ve bu standartlara ulaştığında dahi tatmin olamaz. Başarı geçicidir; başarıyı elde ederken ki eksikler kalıcıdır. Bu eksikler çoğu zaman dışarıdaki insanların dikkatini çekmez fakat bu sendromu yaşayan kişiler için her zaman en görünür olan bu hatalardır. Böyle hissetmelerinin, benim nezdimde, tamamen ailenin tatmin olmama duygusundan kaynaklandığını düşünüyorum; keza bu sendroma sahip olmasak bile mutlaka başardığımız başarının üstüne, başarı sürecinde yaptığımız hatanın gölgesi düşmüştür. Asıl önemli olan, yalnızca bizim değil, çevremizdeki insanların da bu durumu normal karşılaması ve bu durumun üstesinden birlikte gelinmesidir. Bu sendroma sahip insanlar, içlerinde hep var olan onaylanma ihtiyacını görmezden gelemez ya da bu duyguyu bastıramazlar.
Peki, çevremizde böyle insanlar var ise ne yapmalıyız ya da bizde bu sendromun olduğunu nasıl anlarız? İlk başta duruma kendimizden başlamak gerekirse, içimizde birkaç defa başarımızdan tatmin olamama gibi bir durum yaşarsak bunun normal olduğunu anlayarak işe başlamalıyız. Bu bahsettiğim olaylar, küçük büyük ayırt etmeksizin, sürekli yaşanan bir durum ise bir uzman eşliğinde bu teşhisin konulması gerektiğini unutmamak gerekir. Bunun dışında çevremizde böyle bir insan var ise “Ya sen de buldun, bunuyorsun” ya da “Ben olsam…” gibi cümleler sarf edilmemesi gerektiğini, çünkü karşımızdaki insanın sağlıklı düşünmediğini göz önünde bulundurmamız gerekir. Eğer çevremizdeki insan bu durumu çok yoğun bir şekilde yaşamıyorsa, uygun bir dil ile başarıda sarf ettiği ve kat ettiği süreci ona hatırlatabilirsiniz. Ama bu kaygı seviyesi çok yüksekse uzman birinden yardım alması için teşvik etmeliyiz. Belki de en büyük başarı, alkışların arasında kendini sorgulamak değil; o alkışları hak ettiğine yavaş yavaş inanmayı öğrenebilmektir.
RABİA ÇAVUŞLAR


Yorumlar