Varmaktan Önceki Durak
- Melike Saliha Akbak
- 16 Mar
- 1 dakikada okunur
Hayat, çoğunlukla vardığımız menzillerin görkemiyle ölçülür; oysa ruhun asıl serüveni, duraklarda ve eşiklerde gizlidir. Bizler hep bir sonranın peşinde koşarken, ömrün en sahici parçalarını o adsız bekleme salonlarında, bir tren garının soğuk bankında ya da bir kararın sancılı şafağında bırakırız. Çünkü varış, bir hikâyenin noktasıdır; beklemek ise o hikâyeyi var eden uçsuz bucaksız boşluk.
Beklemek; zamanın akışkanlığını yitirip katı bir maddeye, hissedilir bir ağırlığa dönüştüğü o nadir andır. Bir trenin raylarda bıraktığı uzak uğultuyu beklerken dış dünya flulaşır; her şey sessiz bir film karesine dönüşür. Yan masada unutulmuş bir çayın son buharı devleşir, saatin tıkırtısı kalbin atışına eşlik eder ve yabancı yüzlerin çizgilerinde kendi hikâyemizi okumaya başlarız. O anlarda insan, dışarıdaki gürültüden soyutlanıp kendi içindeki o derin kuytuya çekilir. İşte o anlarda anlarız ki; insan aslında bir yeri değil, o yerin kendisinde yaratacağı yeni kişiyi beklemektedir.
Henüz açılmamış bir kapının önünde durmak, o kapıdan içeri girmekten daha büyük bir cesaret ister. Zira belirsizlik, içinde binlerce ihtimalin fısıldaştığı canlı bir boşluktur ve biz o boşlukta kendi yankımızla baş başa kalırız. Çünkü durmak, sadece beklemek değil; gürültülü bir dünyada kendi sesini duyabilme cesaretidir.
Belki de ömür dediğimiz, iki varış çizgisi arasına sıkışmış o uzun ve sessiz parantezlerin toplamıdır. Ve asıl yaşamak, o parantezin içine sığdırdığımız sabır, umut ve kendi derinliğimizle tanışma halidir.
Melike Saliha Akbak
Yorumlar