;
top of page

Duanın Fazileti

“Dua” kelimesi Arapça (da’a) fiilinden türemiştir. Bu kök, sözlükte çağırmak, seslenmek, istemek, davet etmek, talep etmek anlamlarına gelmektedir. Terim olarak dua ise kulun kendi aczini ve ihtiyacını idrak ederek Allah’a yönelmesi, O’ndan yardım ve lütuf talep etmesi şeklinde tanımlanır.


İslâm düşüncesinde “dua, kul” ile Allah arasında ilişkinin en canlı ve en samimi tezahürlerinden biridir. Dua, yalnızca belli zamanlarda yapılan sözlü bir ibadet değil; insanın acziyetini idrak ederek Rabbine yönelmesi, O’na güvenmesi ve O’ndan istemesidir. Bu yazıda Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet ışığında duanın önemi, fazileti ve adabı ele alınacaktır. Bu bağlamda hadis literatürünün önemli eserlerinden biri olan Riyâzü’s -Sâlihîn’den de faydalanılacaktır.


وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْۜ

Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, duanızı kabul edeyim.(Ğafir,60)


اُدْعُوا وَخُفْيَةًۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَۚرَبَّكُمْ تَضَرُّعًا 

Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez


وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌۜ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ

Ey Nebim!) Kullarım Sana Beni soracak olursa (onlara de ki:) muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman, dua edenin duasına cevap veririm.(Bakara,186)


اَمَّنْ يُج۪يبُ الْمُضْطَرَّ اِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّٓوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَٓاءَ الْاَرْضِۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ قَل۪يلًا مَا تَذَكَّرُونَۜ

Yoksa darda kalana, dua ettiği zaman icabet eden ve kötülüğü gideren ve sizi, yeryüzüne sahip kılan mı hayırlı? Allah'la beraber bir başka mabut var mı? Ne de az düşünmedesiniz. (Neml, 62)


İlk ayette Allah Teâla, “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim” buyuruyor. Bu, Allah’ın bir vaadidir ve Allah (c.c) vaadine aykırı davranmaz. Âyette dile getirilen dua, iki anlamda da olabilir: İbadet anlamında dua veya Allah’tan bir şey talep etme anlamında dua.


  1. İbadet anlamındaki dua: bu kişinin yükümlü olduğu ibadetleri yerine getirmesidir. Diğer bir deyişle fiili duadır. Örneğin namaz bir duadır. Veya oruç tutmak, zekât vermek gibi… Bu ibadetleri yapan kişiye neden bunları yapıyorsun dendiğinde; “ Allâh c.c” farz kıldığı bu ibadetleri taabbüdü olarak yaptığına (yani kulluk olarak) iman eder ve üzerinde mükellef olduğu emirleri yaparak bunlarla “Allah c.c” rızasını kazanmak istediğini belirtir. Dolayısıyla bunlar dua içeren ibadetlerdir.


  2. Talep etme şeklindeki dua: bu da “Ya Rabbi! Beni affet. Ya Rabbi! Bana merhamet et; Ya Rabbi! Bana rızık ver!” şeklinde doğrudan Cenab-ı Allâh’tan bir şeyi isteme tarzında olur. Talep şeklindeki duada ibadettir; zira dua ederken Yüce Allâh’a yöneliyorsun ve O’nun fazl-ı keremini, yüceliğini itiraf ediyorsun.


Buna göre “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim.” Ayet-i kerimesi hem ibadet ederek “Allâh’a (c.c)” dua etmeyi, hem de talep şeklindeki duayı kapsamaktadır.

Fakat duanın kabul edilmesi için bazı şartlar vardır. İmam-ı Nebevi, bunu dört başlık altında toplamıştır. Bunlar sırasıyla; duanın, İhlas ile yapılması, duada aşırılık, haddi aşma ve zulüm olmaması, Allah’a (c,c) yapılan duanın kabul olunacağına kesin bir şekilde inanılmalı (haşa, deneme amaçlı dua edilmez) ve haram yemekten kaçınmaktır.

“Bana dua ettiğinde dua edenin duasını kabul ederim” Bu ayet gerçek manada Allah(c.c) dua edenin O’na sığınıp muhtaç olduğunu dile getirenin, üzerindeki sıkıntıyı sadece O’nun kaldıracağına inanarak ihtiyacını arzedenin duasını “Allah(c.c” kabul edeceğinin açık delilidir.

“Onlar da davetimi kabul edip Bana inansınlar.” Yani Benim onlardan istediğim ibadetleri yapsınlar ve bu kapsamda Bana da dua etsinler.

“Bana inansınlar.”İçinde  şüphe ve küfür bulunmayan gerçek bir imanla Bana inansınlar ki “Doğru yolda yürüyenlerden olsunlar.” Bu ayet-i kerime de insanı iman ve ihlasla dua etmeye teşvik eden ayetlerdendir.

Yoksa, darda kalanların, kendisine yalvarandıkları zaman dualarını kabul eden   onları sıkıntıdan kurtaran ve sizi, yeryüzüne sahip kılan (Allâh) mı hayırlı? Allâh'la beraber bir başka mabut var mı? Ne de az düşünmedesiniz.

Buradaki soru inkâr amaçlıdır ve olumsuz anlamdadır. Yani darda kalanın duasına “ Allah(c.c” dışında hiç kimse icabet edemez, demektir. Kafir bile olsa darda kalanın duasına ancak “Allah(c.c.)” karşılık verir ve onu kabul eder.

“Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah'a has kılarak (ihlâsla) O'na yalvarırlar. Allah onları karaya çıkararak kurtardığı vakit içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Zaten bizim âyetlerimizi, ancak nankör hâinler bilerek inkâr ederler.” (Lokman,32)

            

  • Konuyla İlgili Hadisler:

Nu’mân İbni Beşîr radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Dua ibadettir.” (Ebû Dâvûd, Vitir 23; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 3, 41, Daavât 1. Ayrıca bk. İbni Mâce, Duâ 1)


İbadet, kendisine kulluk edilecek yegâne varlık olan Allah’a en üstün saygı ve en büyük tevâzu ile yüzünü, geri kalan her şeye ise ardını dönmektir. Resûl-i Ekrem Efendimiz “Dua ibadettir” veya “Dua ibadetin özüdür” (Tirmizî, Daavât 1) buyurmak suretiyle, Allah’a kulluğu en iyi şekilde ifade eden hal ve tavrın dua olduğunu söylemektedir. Mademki ibadet kulun Allah’ın huzurundaki hiçliğini, yoksulluğunu, sadece ve sadece O’na muhtaç olduğunu dile getirmesidir, bunu en iyi anlatan hal de duadır.


Hadîs-i şerîfin bazı rivayetlerine göre Peygamber aleyhisselâm “Dua ibadettir” buyurduktan sonra, sanki bu sözüne delil getirmek istiyormuş gibi “Rabbiniz, bana dua edin ki duanızı kabul edeyim, buyurdu” demiştir. Duayı emreden bu âyetin hemen arkasından “Bana ibadet etmekten kibirlenip yüz çevirenler aşağılanmış olarak Cehennem’e gireceklerdir” buyurulduğuna göre (Mü’min sûresi, 60), Allah Teâlâ’nın da ibadetin önemli bir kısmını duanın oluşturduğunu belirttiği anlaşılmaktadır.


كَانَ أَكْثَرُ دُعَاءِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «اللَّهُمَّ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً، وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً، وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ»

Katâde (ra), Enes (b. Mâlik)'e (ra), “Hz. Peygamber'in (sas) en çok ettiği dua hangisiydi?” diye sordu. Enes (ra) şöyle cevap verdi: “(Allah Resûlü) en çok şöyle diyerek dua ederdi: "Allah'ım, bize dünyada iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru!" (Buhari,No:5910)


Sonuç olarak dua, İslâm’da yalnızca bir istek ve talep aracı değil; kulun acziyetini idrak ederek Allah’a yönelmesinin, O’na olan iman ve teslimiyetini ortaya koymasının en samimi ifadesidir. Kur’ân-ı Kerîm’de ve Sünnet’te dua, Allah ile kul arasındaki ilişkinin canlı tutulmasını sağlayan temel bir ibadet olarak ele alınmıştır. Ayetler ve hadisler, Allah’ın kendisine yönelen kullarına yakın olduğunu, samimiyet ve ihlasla yapılan dualara mutlaka karşılık vereceğini açıkça ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte duanın kabulü, kulun niyetine, ihlasına ve ahlâkî tutumuna da bağlıdır. Haramdan sakınmak, haddi aşmamak ve Allah’a kesin bir imanla yönelmek, duanın ruhunu oluşturan temel unsurlardır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) dualarında dünya ve ahiret dengesini gözetmesi ise mümin için önemli bir ölçü sunmaktadır. Bu yönüyle dua, insanı hem Allah’a yaklaştıran hem de hayatı anlamlı ve dengeli kılan bir ibadet olarak İslâm düşüncesinde merkezi bir konuma sahiptir.


ŞERİFE ERDAL

   

Son Yazılar

Hepsini Gör
İkili İlişkilerde Anlaşılmak

İnsan hayatı boyunca birçok ilişki kurar. Aile ilişkileri, arkadaşlıklar ve romantik bağlar, bireyin duygusal dünyasını şekillendiren en önemli unsurlar arasında yer alır. Bu ilişkiler insanın kendini

 
 
 
Osmanlı Şerbetlerinin Şifalı Dünyası

Kökenler ve Rivayetler: ​Osmanlı şerbetlerinin kökeni; tıbbi gereksinimlere, saray törenlerine ve mevsimsel ihtiyaçlara dayanır. Özellikle az bilinen şerbetler; şifalı bitkiler veya nadir çiçeklerden

 
 
 
Cengiz Aytmatov

Kırgız edebiyatı söz konusu olduğunda akla gelen en önemli isim hiç şüphesiz Cengiz Aytmatov’dur. Sovyet yönetici Stalin’in Türkistan coğrafyasında yaşayan Müslüman Türklere uyguladığı zulmün birebir

 
 
 

Yorumlar


bottom of page