;
top of page

Nur-u Osmaniye Camii

            Nur-u Osmaniye Camii İstanbul’un o güzel tarihi siluetinin, Barok özellikleri en fazla bulunduran camisi olmasından dolayı, Osmanlı’nın bir dönemki en güçlü simgesidir. Bu geçiş dönemi, Avrupalı yapısal modellerin henüz doğrudan Osmanlı sosyal ve kültürel hayatına girmediği fakat yakından takip edildiği, bunun yanın da gelişmenin kaçınılmaz olduğunu bilen Osmanlı’nın kendisine olan güveninin halen devam ettiği bir dönemdir. Nur-u Osmaniye Camii isminin, inşaatı tamamlatan padişahtan ve caminin içindeki ışıktan esinlenildiği söylenir. Kubbesin de En-Nur suresinin 35. ayeti vardır: “Allah göklerin ve yerin nurudur”.

            Bu Eser o kadar büyük ilgi ve heyecan yaratmıştır ki hakkında Tarih-i camiʿ-i şerif-i Nur-ı ʿOsmani isimli bir risale bile yazılmıştır. Camii kâtibi Ahmed Efendi tarafından yazılan ve sadece tek bir elyazması nüshası bulunan risale elli beş sayfadan oluşmaktadır.  Bu risale de dikkat çeken Ahmed Efendi, diğer camilerden çok farklı olan caminin avlusunun biçimine, dizaynına neredeyse hiç bahsetmezken, avluyu çevreleyen on iki pembemsi granit (“serçe gözü tabir olunur mermer”) sütunun hikâyesine tam altı sayfa ayırır. Bu yekpare sütunlar, “Bergama kasabasında sağ ve salim ve bir harabe kilise etrafın da” terk edilmiş bir hâlde bulunup yüzlerce insan ve hayvan kullanılarak kara ve deniz yoluyla İstanbul’a getirilmiştir. Ahmed Efendi, bu çok zahmetli çalışmayı, iki yüzyıl önce Süleymaniye Camii için çeşitli Osmanlı vilayetlerinden antik sütunların toplanması ile kıyaslamalar da bulunur. Nitekim Süleymaniye Camii’nin mitolojik unsurlarla süslenmiş inşaat tarihinde de altıncı yüzyılda Ayasofya inşa edilirken Bizans İmparatorluğu’nun çok çeşitli köşelerinden getirilen devşirme malzemelerin kullanımına ilişkin rivayetler yâd edilmiştir.

            Nur-u Osmaniye Külliyesi Fatih İlçesi’nde, Eminönü bölgesinde, Çemberlitaş semtinde ve Çemberlitaş’ın kuzeybatısında, Kapalıçarşı’nın girişinde yer almaktadır. Külliyenin mimarı İstanbul’da ilk defa barok üslupta bir cami tasarlayan Rum asıllı Simeon Kalfa’dır. Sultan I. Mahmud’un emriyle 14 Şevval 1161/ 7 Ekim 1748 tarihinde başlamış, 29 Muharrem 1162/ 19 Ocak 1749 tarihinde de temel atılarak inşaata başlanmış Sultan III. Osman tahta geçtikten sonra külliye tamamlanmıştı. 1 Rebiülevvel 1169/ 5 Aralık 1755 tarihinde ise açılışı yapılmıştır. Külliyenin bünyesinde cami, medrese, kütüphane, imaret, türbe (Şehsuvar Sultan(III. Osman’ın annesi) ve Şehzadeler Türbesi), muvakkithâne, sebil, çeşmesâr(Medrese ve imaretinin kısmında, bahçenin ortasında inşa edilen fıskiyeli ve dört kurnalı bir havuz), halk çeşmeleri, sıra dükkânlar, meşrutalar, yangın duvarı, helalar ve bir han bulunmaktadır

            Avlunun aldığı şeklin ovale yakın olması, mihrabının planlar da  dışa taşkın bir biçimde görülmesi külliyenin önemli özelliklerinden bazılarıdır. Caminin avlusu, Kapalıçarşı’nın önemli alanlarından biri olan yolun tamamlayıcı bir parçası gibidir. Asimetrik dış merdivenler, iyon sütun başlıkları, yuvarlak dilimli kemerleri ve burmalı silmeleriyle Nur-ı Osmaniye Camisi barok üslubuna yaklaşan bir yapıdır. Ama yine de bu özelliklerine rağmen Nur-ı Osmaniye külliyesinde, Osmanlı tasarım kalıplarına barok biçimler uydurulmaya çalışılmıştır. Fakat Barok üslubun Batı’daki uygulanma biçimi, bu yapıda görülmemektedir. Osmanlı mimarisi bünyesi içinde biçimlenen ve kendine has bir üslup kazanan bu uygulama “Osmanlı Baroğu” olarak yerini almıştır.


            Klasik mimari tasarımını tümüyle reddeden farklı bir modellemeyle yapılan yapı bloğu olan Nur-u Osmaniye, Osmanlı mimari yapı kültürün de , Edirne Selimiye Camisi'nden sonra gelen en önemli kültürel bir eserdir. Osmanlı temel kültüründe Avrupalı ya da Batılı diyeceğimiz eğilimle uyumlu bir şekilde inşa edildiğini söyleyebiliriz. Tabi ki her dönem de yenileşmeye karşı verilen aşırı tepkilerle yozlaşma örneği gibi gösterilse de bu yapı Osmanlı 18. yüzyıl kültürünün yeniyi özümseme ve yaratma potansiyelinin varlığını kanıtlayan özgün bir Barok yorumudur. Sadece cami olarak değil, külliye olarak, kentsel ve sosyal anlam da mekân uygulaması olarak, Barok bezeme uygulaması olarak, Sinan'dan sonra Osmanlı cami ve külliye mimarisinin en önemli yapılarından biri nerdeyse tek yapısıdır. Lale Devri'ni yaratanların düşüncelerinin kendilerinden sonra gelenler tarafından da paylaşıldığını ve 18. yüzyılda İmparatorluk’un bir reform ruhuna girdiğini de kanıtlar. Değişik alanlarda Avrupa kültürü ile kaynaşma ve Osmanlı kültürüyle sentezleyerek yapılan özgün yorum burada gerçekleşmiştir.

            Nur- u Osmaniye sadece caminin planı, Şehsuvar Sultan'ın türbesi, imaretin planı gibi özgün planları ve özellikle caminin kütle tasarımı ile değil, sütun başlıkları ve taç kapı kasaralarının, kornişlerinin, sebil ve çeşmelerinin ayrıntılarıyla da eşsizdir. Bu ayrıntıları  çağdaşların da olmadığı gibi, Avrupa'da ya da Doğu'da mimari yapılarda da görmek yada bir kaynak bulmak da zordur. Türkiye'nin senkretik kültürü Divriği'de olduğu gibi burada da bu yapıları yaratacak ve onları özümseyecek bir kültür ortamına sahipti.

            Nur-u Osmaniye alışılmamış üslubu ile Sinan' dan bu yana gelen büyük cami tasarımını değiştirmiştir. Kubbeli harim, yan revaklar, harim ve avlu arakesitinde minarelerin konumu gibi en genel işlevsel yerleşim ilkeleri korunmuştur. Fakat plan ayrıntılarında o zamana kadarki hiçbir yapıda görülmeyen çok ayrıntılı, çok parçalı bir tasarım vardır.

            Ahmed Efendi'nin kitabı, Osmanlı mimari tarihinde başka eşi olmayan ayrıntılarla Nur-u Osmaniye konstrüksiyonu hakkında bilgi vermektedir. Nur-u Osmaniye'de, kagir duvarlar içinde kubbe altından başlayarak kat kat demir gergiler kullanılmış, başka bir deyişle, yapı oldukça güçlü bir demir gergi sistemiyle kuşaklanmıştır. Sinan döneminden bu yana kullanıldığını bildiğimiz duvar ya da kubbe için demir teçhizatın en ayrıntılı kullanılışı bu yapıdadır. Yapının temel sistemi üzerinde yapılan araştırmalar da 18. yüzyıl kagir konstrüksiyon tekniğinin Osmanlı başkentinde Avrupa'dan daha geri olmadığını göstermektedir.

            Klasik yapılarda yapının genel strüktürel öğelerinin egemen olduğu dinginlik içinde kaybolan pencere, kapı, korniş gibi mimari öğeler, burada yuvarlak katlı profiller o çağın karakteristik 'S' ve 'C eğrileri, sadece bu camiye özgü bezemese! ayrıntılar ve plaster uygulamasının yarattığı çok parçacılık, adeta sürekli hareket içinde olduğu hissi veren bir cephe dokusu yaratmıştır. Bu yapının bezemesine, Ortaçağ'da Divriği Ulucami’si taç kapılarındaki heyecan verici özgün plastiğe paralel bir yaratı olarak bakılabilir. Nuruosmaniye'de ilk kez eğri çizgiler doğru çizgilerin yerini almıştır. Kemer biçimleri 'S' ve 'C eğrileri dışında, en göze çarpan Barok üslup davranışlarından biri duvarlardaki yön değiştirmeler, nişlerde, kapılarda mukarnasların yerine gelen dairesel profilli özgün kabartmalar, kartuş, akant motifleri ve kalabalık silme takımları abartmayı bir üslup ilkesi olarak kabul eden bir sanat iradesini ortaya koymaktadır.


Temel Hafriyatı ve Kılavuz Kuyu Tekniği ile Zemin Araştırması

 

          Ahmed Efendi risalesinde, hafriyat, kazı alanı iksası, temel inşaatı, caminin altyapı ve üst yapısının inşaatı, ahşap iskeleler gibi konulardan detaylı olarak bahsetmektedir. Caminin temel inşaatına başlanırken avlunun cami giriş aksı üzerinde bulunan bir noktasında, zemine bir kılavuz kuyu açılmış ve kuyunun temel derinliğine ulaştığı Ocak 1749 tarihin de  temel atılmıştır.

 

          Kılavuz kuyu tekniğiyle zemin katmanları ve yer altı su seviyesi araştırılarak elde edilen bilgiler doğrultusunda yapı temelleri en uygun derinlikte inşa edilmiştir. Bir anlamda zemin sondajı olarak uygulandığı anlaşılan bu tekniğin temellerin teşkili için zemin hakkında yeterli ve hassas bir şekilde bilgi verdiği ve aynı zamanda elde edilen bilgilerin bina teknik sorumluları tarafından doğru yorumlanarak kullanıldığı görülmektedir.

 

Ahşap Kazıkların Çakılması

 

            Yüzyıllardan beri, zayıf zemin katmanı belirli bir derinliğe kadar devam ettiğinde söz konusu zayıf zemini çıkarıp temel yapmak pratik olarak anlamlı bulunmayarak kazık temel sistemi tercih edilmiştir. Özellikle köprü temellerinde, sahillerde ve yer altı suyu bulunan alanlarda çalışırken kazık temel sistemi önemli imkânlar getirmiş, bu tür zeminlerde temel inşaatı ahşap kazıkların çakılması ve üzerine bir ızgara sisteminin teşkil edilmesiyle mümkün olmuştur (Baker, 1902, s.215).

            Ahmed Efendi, Nur-u Osmaniye Camii temel kazısı yirmi iki arşına (~16.7 m) ulaştığında yer altı suyuna rastlandığını, kazının 1.5 m daha devam ettirilerek ahşap kazıkların tamamen yeraltı su seviyesinin altında kalmasının sağlandığını yazmış

            İstanbul metro güzergahları için yapılan zemin etütlerinden elde edilen verilere göre Nur-u Osmaniye Camii zeminin 5-8 m kalınlığında suni dolgu, altında kum çakıl tabakalı yeşil renkli kil-marn ve en altta da grovak killi şistten oluştuğu ve sondajda 22 metre derinlikte ana kayaya rastlanıldığı belirtilmiştir (Aksoy, 1979, s.202 ). Sondaj verileriyle risalede verilen bilgiler birlikte değerlendirildiğinde, kazı ve kazık derinliğinin toplamının 27.5 arşın (~21 m) olması nedeniyle kazıkların yaklaşık olarak ana kayaya oturtulduğu tespit edilmektedir.

 

            Nur-u Osmaniye Cami temelinde kullanılan ahşap kazıkların yapı yüklerinin zemine aktarılmasında faydası olduğu tartışılmaz bir husus olmakla birlikte, kazıkların asıl fonksiyonunun büyük yapı yükleri altında zeminde meydana gelebilecek farklı oturmaların engellenmesi olduğu düşünülebilir. Kazıkların çakıldığı kumlu-kil ve ayrışmış killi şist tabakasında, üzerindeki zemin katmanlarının kazılarak kaldırılması sonrasında, yer altı suyu ile birlikte ortaya çıkabilecek şişmelerin gerçekleşmesi mümkündür. Bu durum değerlendirildiğinde kazıkların, temelde meydana gelebilecek oturmaların önlenmesi veya azaltılmasını sağlaması bakımından oldukça önemli bir fonksiyon yüklendiği ortaya çıkmaktadır.

            Deprem riskinin yüksek , deprem çalışmalarının daha henüz istenilen seviyede olmayan ülkemizde Osmanlı mimarlık tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilen ve      döneminin en önemli temsilcisi sayılan Nur-u Osmaniye Camii’nin temel inşaatı ve  Temel inşaatından önce yapılan hafriyat çalışmalarından başlayarak yer altı suyunun tespit edilmesi, temellerin altına ahşap kazıkların çakılması, kazıkların üzerine ızgara ve horasan-moloz karışımı rıhtımın inşa edilmesi ve sonrasında yapı temellerinin inşaatı incelenmelidir. Cami'nin inşaatı sırasında yazılan “Tarih-i Cami-i Şerif- i Nur-î Osmanî” isimli risale başta olmak üzere, tarihi kaynaklar, arşiv belgeleri, yakın dönem yapılarından elde edilen veriler tarihe not düşmektedir.


Temel Hafriyatı ve Kılavuz Kuyu Tekniği ile Zemin Araştırması

Ahmed Efendi risalesinde, hafriyat, kazı alanı iksası, temel inşaatı, caminin altyapı ve üst yapısının inşaatı, ahşap iskeleler gibi konulardan detaylı olarak bahsetmektedir. Caminin temel inşaatına başlanırken avlunun cami giriş aksı üzerinde bulunan bir noktasında, zemine bir kılavuz kuyu açılmış ve kuyunun temel derinliğine ulaştığı Ocak 1749 tarihin de  temel atılmıştır. Kılavuz kuyu tekniğiyle zemin katmanları ve yer altı su seviyesi araştırılarak elde edilen bilgiler doğrultusunda yapı temelleri en uygun derinlikte inşa edilmiştir. Bir anlamda zemin sondajı olarak uygulandığı anlaşılan bu tekniğin temellerin teşkili için zemin hakkında yeterli ve hassas bir şekilde bilgi verdiği ve aynı zamanda elde edilen bilgilerin bina teknik sorumluları tarafından doğru yorumlanarak kullanıldığı görülmektedir.


Ahşap Kazıkların Çakılması

Yüzyıllardan beri, zayıf zemin katmanı belirli bir derinliğe kadar devam ettiğinde söz konusu zayıf zemini çıkarıp temel yapmak pratik olarak anlamlı bulunmayarak kazık temel sistemi tercih edilmiştir. Özellikle köprü temellerinde, sahillerde ve yer altı suyu bulunan alanlarda çalışırken kazık temel sistemi önemli imkânlar getirmiş, bu tür zeminlerde temel inşaatı ahşap kazıkların çakılması ve üzerine bir ızgara sisteminin teşkil edilmesiyle mümkün olmuştur (Baker, 1902, s.215). Ahmed Efendi, Nur-u Osmaniye Camii temel kazısı yirmi iki arşına (~16.7 m) ulaştığında yer altı suyuna rastlandığını, kazının 1.5 m daha devam ettirilerek ahşap kazıkların tamamen yeraltı su seviyesinin altında kalmasının sağlandığını yazmış. İstanbul metro güzergahları için yapılan zemin etütlerinden elde edilen verilere göre Nur-u Osmaniye Camii zeminin 5-8 m kalınlığında suni dolgu, altında kum çakıl tabakalı yeşil renkli kil-marn ve en altta da grovak killi şistten oluştuğu ve sondajda 22 metre derinlikte ana kayaya rastlanıldığı belirtilmiştir (Aksoy, 1979, s.202 ). Sondaj verileriyle risalede verilen bilgiler birlikte değerlendirildiğinde, kazı ve kazık derinliğinin toplamının 27.5 arşın (~21 m) olması nedeniyle kazıkların yaklaşık olarak ana kayaya oturtulduğu tespit edilmektedir. Nur-u Osmaniye Cami temelinde kullanılan ahşap kazıkların yapı yüklerinin zemine aktarılmasında faydası olduğu tartışılmaz bir husus olmakla birlikte, kazıkların asıl fonksiyonunun büyük yapı yükleri altında zeminde meydana gelebilecek farklı oturmaların engellenmesi olduğu düşünülebilir. Kazıkların çakıldığı kumlu-kil ve ayrışmış killi şist tabakasında, üzerindeki zemin katmanlarının kazılarak kaldırılması sonrasında, yer altı suyu ile birlikte ortaya çıkabilecek şişmelerin gerçekleşmesi mümkündür. Bu durum değerlendirildiğinde kazıkların, temelde meydana gelebilecek oturmaların önlenmesi veya azaltılmasını sağlaması bakımından oldukça önemli bir fonksiyon yüklendiği ortaya çıkmaktadır. Deprem riskinin yüksek , deprem çalışmalarının daha henüz istenilen seviyede olmayan ülkemizde Osmanlı mimarlık tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilen ve döneminin en önemli temsilcisi sayılan Nur-u Osmaniye Camii’nin temel inşaatı ve  Temel inşaatından önce yapılan hafriyat çalışmalarından başlayarak yer altı suyunun tespit edilmesi, temellerin altına ahşap kazıkların çakılması, kazıkların üzerine ızgara ve horasan-moloz karışımı rıhtımın inşa edilmesi ve sonrasında yapı temellerinin inşaatı incelenmelidir. Cami'nin inşaatı sırasında yazılan “Tarih-i Cami-i Şerif- i Nur-î Osmanî” isimli risale başta olmak üzere, tarihi kaynaklar, arşiv belgeleri, yakın dönem yapılarından elde edilen veriler tarihe not düşmektedir.

Yorumlar


bottom of page