Kur'an'ı Anlama Yöntemi
- Şerife Erdal
- 20 Ara 2025
- 4 dakikada okunur
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adı ile başlarız. Hamd, Allah’a mahsustur. O Allah ki, kullarına Peygamber gönderip Kitab’ı indirmiş ve o kitap hakkında şöyle buyurmuştur: “Ona ne önünden ne ardından hiçbir suretle bâtıl yaklaşamaz, o herkes tarafından övülen ve hikmet sahibi olan Allah tarafından indirilmedir. (Fussilet,42)
“Bu kitap alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir” (Hakka, 43)
Bu yüce kitap bize kendimizi, yani insanı anlatmaya; Rabbimizi tanıtmaya; neden var olduğumuzu, nereden gelip nereye gideceğimizi; dünyaya gelişimimizin gayesini, varoluşun hakikatini; bireysel ve toplumsal hayatımızı nasıl şekillendireceğimizi, iyiyi, doğruyu, adaleti, hak ve hakikati anlatıyor. Kur’ân’ı Kerim yalnızca bir metin değil, insan hayatını kuşatan, ilahi bir rehberdir. Kur’ân-ı Kerim’in bir diğer adı da“Furkân” dır. Furkân’ın anlamı, “hak ile batılı birbirinden ayırmayı öğreten” kitap demektir.
Şüphesiz ki Kur’ân, hidayet kitabıdır. Bütün insanlığa Allah’ın kelimeleriyle hitap etmek üzere gelmiştir. İnsanın aklına, kalbine, hislerine ve vicdanına hitap etmektedir. Beşerin ufkuna gelmesini hayal dahi edemeyeceğimiz üsluplar kullanır. Akletmek ve öğüt almak isteyenler için kolay ve anlaşılırdır. Allah(c.c.), bu Kur’an’ı manaları anlaşılsın, ahkâmı kavransın, âyetleri üzerinde tedebbür edilsin diye göndermiştir. “Tedebbür” ün manası, “işlerin sonucunu başından hesaplamak, idrak etmek ve geleceğine bakıp düşünmek” anlamında bir terimdir.
“Resulüm! Sana bu mübarek Kitab’ı, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye indirdik” (Sâd, 29)
“Hâlâ Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.” (Nisâ,82)
Kur’an’ı Kerim’in özelliklerinden birisi de anlamak ve öğüt almak için kolay ve anlaşılır olmasıdır. Tabiî haldeki aklın idrak edemeyeceği yollara başvurulmuş bir metin değildir. “Andolsun ki biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? (Kamer,17)
Kur’an her yönüyle din kitabıdır. O, dinin direği ve İslâm’ın varoluş ruhudur. Akîde ona dayanır, ibadet ondan bilinir ve ahlâk ondan beslenir. Bir kimse İslâm akidesini saf, açık, canlı ve kalbe hitap etmesiyle tanımak istiyorsa Onu Kur’an’ı Kerimden tanımalıdır. Allah (c.c) insanlığı niçin yarattığını Kur’ân’ı Kerim’de şöyle ifade eder: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zâriyat,56) “Mabudunuz tek ilâh olan Allah’tır; O’ndan başka ilâh yoktur. O Rahmândır, Rahîmdir.” (Bakara,163) Kur’an’ı Kerim’in temel esaslarına baktığımızda ilk olarak onun tevhit olduğunun görmekteyiz. İslâm olmanın, yani Müslüman olmanın başı tevhittir. Peygamber Efendimiz’den (s.a.v) önce de gönderilen bütün Peygamberlerin de ortak mesajları tevhittir. Kur’an’ı Kerim, bu Peygamberleri isimleriyle zikreder ve gönderildikleri kavimlerine hep aynı mesajı Tebliğ ettiklerini belirtir: “Allah’tan gayrı bir ilahınız yok sadece O’na kulluk edin.” (Arâf,59) “Sana yakîn(ölüm) gelene kadar Rabbinden başkana kulluk etme. (Hicr,99)
Sonrasında ise insana nasıl bir yol izleyeceğini beyan etmeğe devam eder.
Peygamberimiz (s.a.v), Hira mağarasında inzivadayken Cebrail (a.s) tarafından ona gelen ilk vahiydeki ilk emir “ikra” dır; yani” Oku!” olmuş ve Cibril (a.s), Efendimiz (s.a.v)’e nasıl okuyacağını da öğretmişti.
“Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku! (Alâk, 1/2) Bu emir, aslında insanın hayata gelişindeki hakikati bize hatırlatır. Kitabını oku. Bugün sen kendini muhasebe etmeye kendin yetersin. Cibril (a.s), “İkra” dediğinde Rasulullah (s.a.v.), ben okuma bilmem dedi. Cibril (a.s) tekrar etti: “Oku, Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insana kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediği şeyi öğretti.” Bizim gerçeğimiz esasında bundan ibarettir. Kendimizi bebek olarak doğduğumuz bir ortamda buluyoruz. Yaşamımız boyunca sürekli dışarıdan veri topluyoruz. Cenâb-ı Allah’ın yarattığı her şeyle; taşıyla, toprağıyla, güneş, ay, yıldız, gezegenler, insan, hayvan… sürecimiz bilgiye dayalı malumatla ilerler. Biz bunu gözlerimizle gerçekleştirdiğimiz okumayla yapıyoruz. Buradaki “oku” kelimesi sadece bilgi oku değildir. Cenâb-ı Allah, kainattaki her şeye âyet demektedir. Bize kainatının âyetlerini okumamızı, insanın Fitrî âyetlerini okunmamızı üzerinde düşünmemizi emretmektedir. Tasavvuf büyüklerinin dile getirdiği “Kendini bilen Rabbini bilir.” sözü de bu hakikati desteklemektedir. İnsan, kendi yaratılışını ve aczini tanıdığında Rabbini tanımaya daha yakın olur.
En büyük hayır, kulun Rabbini tanımasıdır. Kul, yaratıcıyı tanıdığı ve dürüst davranıp tanıklığını dile getirdiği andan itibaren büyük bir hayır ve iyilik üzerine olur. Bu aşama imân aşamasıdır. Kul, bu dürüstlüğü gösterdiğinde Cenâb-ı Allah ona hidayet yolunu açıyor. İnsan irade sahibi bir varlıktır. Yüce Allah, insana dileyebilme, istediği yolu seçebilme özgürlüğü vermiştir. Kur’ân-ı Kerim bu hakikatı şöyle ifade eder: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahipleri için şüphesiz deliller vardır. Onlar; ayakta iken, otururken, yanları üstü yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. Ey Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen, pak ve Münezzehsin. Bizi o ateş azâbından koru.” (Âl-i İmrân, 190,191)
Bizâtihi şu âlem açık bir kitaptır. Îmânın delil ve alâmetlerini üzerinde taşımaktadır. Ve bunun ötesinde onu hikmetle idare eden bir elin bulunduğunu haber vermektedir. Bu hayatın ötesinde bir âhiretin bir hesap ve mükâfat gününün olduğunu bildirir. Fakat bu delilleri ancak akıl sahipleri idrak eder ve bu hikmeti ancak onlar görürler. Onlar, bu açık Kitâb’a ve fevkalâde bu alâmetlere gözü kapalı olarak, anlamaksızın bakmazlar ve derler ki: “Rabbimiz sen bunları boşuna yaratmadın.”
Ancak bu hakikate gözlerini kapatanları âyetlerinden yüz çevirenleri Cenâb-ı Allah şöyle ikâz etmektedir: “Kim de benim kitabıma sırt döner ve beni anmaktan uzak durursa, onun için sıkıntılı, dar bir geçim vardır; Kıyâmet günü de onu kör olarak diriltip huzurumuza getireceğiz. O,Rabbim! Beni niçin kör olarak dirilttin? Oysa ben dünyada gözleri gören biriydim.” (Tahâ,124, 125) diye itiraz edecektir.
Cenâb-ı Allah şöyle buyuracak: “Evet, böyle! Âyetlerimiz sana geldiğinde sen onları nasıl unutup bir kenara attıysan, bugün de sen işte öylece unutulur bir kenara atılırsın. İşte biz kendilerine verilen her türlü kâbiliyeti ve ömürlerini israf edip haddi aşan ve Rabbinin âyetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız. Âhiret azabı, elbette daha şiddetli ve devamlıdır.” (Tahâ, 126, 127)
Kur’ânı Kerim, baştan sona hidâyet kitabıdır. Biz her gün namazlarımızda okuduğumuz “Fatiha” süresinde “Rabbimiz! Bizi dosdoğru yola ilet. Gazâba uğrayanların ve sapkınların yoluna değil” diyerek Rabbimize dua ediyoruz. Kur’ân’ı Kerim’i, her gün lahzen okumalı, anlamalı ve Tefsirinden yararlanarak kendimize rehber edinmeliyiz. Dünyanın her yerindeki milyonlarca Müslüman bu yüce Kitab’ı okumakta, ezberlermekte ve hıfzetmektedirler.
Kur’ân-ı Kerim öyle bir kitaptır ki, siz ona yaklaştıkça size perdelerini açıyor, anlamanızı kolaylaştırıyor ve O’nu, nasıl okuyacağımızı da öğretiyor.:“Kur’ân’ı yavaş yavaş oku/kalbine sindire sindire oku.” (Müzzemmil,4)
Tüm bu özellikler Kur’ân’ı Kerim’in kalplere nasıl rehber olduğunu göstermektedir. Bu yazıyı Peygamber (s.a.v)’in Kur’ân hakkında yaptığı dua ile bitirmek istiyorum:
“Yârabbi! Her bir güzel ismin hürmetine, senden istiyorum. Kur’an’ı; kalbimin baharı,
göğsümün nûru, hüzün ve kederimin çaresi eyle.” (Ahmed b. Hanbel / Müsned)





Yorumlar