;
top of page

Görünmez Kılavuzlar: Toplumsal Normların Doğuşu, İşlevi ve Dönüşümü

Bir insan topluluğuna “toplum” ya da “topluluk” demek yanlış bir izlenimdir. Çünkü bir

toplumu toplum yapan unsur, kesinlikle insanların aralarındaki normlarla alakalıdır. Normlar,

toplumsal hayatta bireylere adeta gizli bir kılavuzluk yapar. Günlük hayattaki basit gibi görünen

selamlaşma tarzı veya konuşma tarzı bireylerin normlarını temsil ederken, aynı zamanda

bireylere özgürlük ve sınırlarını da çizmektedir. Bu ayki yazımda normların nasıl doğduğu,

hangi işlevleri üstlendiği ve nasıl değiştiği üzerine yoğunlaşacağız.

I. Normların Oluşum Süreci:

 Toplumsal normların oluşumunu tek bir boyutuyla ele almak, konunun eksik ve yüzeysel

kalmasına yol açar. Bu nedenle normların oluşumunu sosyalizasyon, kültürel bağlam ve tarihsel

süreçler gibi iki temel perspektiften değerlendirmek daha kapsamlı anlayış sağlar.

  •  Sosyalizasyon: Aile, normların doğuşundaki ilk ve en güçlü sosyalizasyon aracıdır.

Örneğin, bir ailenin her akşam aynı saatte ve hep birlikte masaya oturması, o ailenin

içerisindeki belirli bir sınırı ve kuralı temsil etmektedir. Bu durum çocukta, ise yemek

yemenin sadece bireysel bir ihtiyaç değil, toplumsal bir etkinlik olduğu izlenimi bırakır.

Normlar önce davranış olarak başlar, sonra alışkanlığa dönüşür ve sonunda doğal hale

gelir.

Eğitim kurumlarında ise, normlar daha sistematik bir aktarıma dayalıdır. Okullarda

öğrencilere matematik ve edebiyat gibi derslerin yanı sıra disiplin, zaman yönetimi,

verimlilik gibi kavramlar da beraberinde öğretilir.

 Medya, özellikle sosyal medya ise normların hızlı yayılması ve küreselleşmesinde

önemli rol oynar. Örneğin, dünyanın bir ucundaki bir selamlaşma biçimi sosyal medya

platformları sayesinde hızla popüler olabilir ve insanlar tarafından benimsenir.

  • Kültür ve Tarihsel Süreç: Kültürel bağlam ve normlar birbirinden ayrılmaz iki faktör

olarak görülebilir. Normların göreceli ve değişken olmasının en büyük sebeplerinden

biridir. Örneğin, ABD’de de bir kafede yüksek sesle konuşmak ve gülmek normal

karşılanırken, Güney Kore’de bu davranış kaba ve rahatsız edici bulunabilir.

 Tarihsel süreç ise normların en fazla değişime uğradığı kısımdır. Günümüzdeki gibi

hızlı değişen bir yapı değildir; genellikle yavaş ve zor gerçekleşir. Tarım toplumundan,

sanayi toplumuna geçişte normların nasıl evrildiğini gözlemleyebiliriz.

 

II. Normların İşlevi:

 Normlar ile toplumsal düzen arasındaki bazı sosyologların söylemleri önemlidir. Bunların

başında Durkheim gelmektedir. Durkheim’a göre, insanlar doğarlar ve doğdukları coğrafyanın

normlarını içselleştirirler. Normların bireysel bir olgu içinde olmadığını hatta kolektif bilincin

bir ürünü olduğunu vurgular. Örneğin, Kurtuluş Savaşı’nda Türk milletinin Milli normlardan

hareket ettiğini söylenebilir. Durkheim, normların belirli sınırlar sayesinde toplumsal düzeni

sağladığı ve toplumun daha öngörülebilir olduğunu vurgular. Bir diğer isim ise Talcott

Parsons’tur.

Talcott Parsons’a göre normların toplumsal işlevi ve istikrarın işleyişinde önemli bir rol

oynadığını savunur. Ona göre, normlar olmadan toplumsal yapı çöker; çünkü normlar, toplum

içerisinde ortak bir değer oluşturur. Bu zemin oluşmaz ise toplum içerisinde çatışma ve kaos

oluşturacağı savunur. Parsons’a göre normlar, bireyleri belirli rollere yönlendirir bu roller

genellikle toplumsal istikrarı destekler ve yıkılmasını engeller.

III. Normların Değişimi:

 Herbert Spencer, toplumu bir organizma olarak görür ve normların değişimini tesadüf olarak

kabul etmez. Toplumda oluşan yenilikler bazı normları işlevsiz hale getirirken bazı yeni

normların doğmasına zemin hazırlar. İşlevsiz kılar, bazılarının ise oluşmasına zemin hazırlar.

 Günümüzde bu evrimsel süreci tetikleyen en önemli etken teknolojidir. Örneğin gençlerin

sosyal medya platformlarında, içerik paylaşımı yapmak bir alışkanlık olmaktan çıkıp adeta yeni

bir norm haline geldiğinin göstergesidir.

Normların değişimini tetikleyen diğer bir etken ise ekonomik krizlerdir. Ekonomik krizlerde

yapılan tasarruf veya dayanışma ekonomik kriz geçtikten sonrada toplum arasında da bir norm

haline gelebilir.

Normların değişim sebebi olarak birçok neden sayılabilir. Ama son 15 yılda Türkiye’de en çok

ön plana çıkan etken göç ve kültürel etkileşimdir. Türkiye’ye gelen Suriyeli göçü ile Suriyeliler

ve Türklerin normlarında büyük değişimler olmuştur. Örneğin, Suriyelilerin açtığı sokak

lezzetleri veya işlettikleri restoranlar olsun Türk mutfağına yenilikler katmıştır. Suriyeliler ise

yeni tanıştıkları Türk mutfağına kendilerine has baharatları ve tekniklerini ekleyerek Dünya

mutfağına hibrit lezzetler kazandırmışlardır. Ancak göç ve kültürel etkileşim süreci zorlu ve

dirençli bir dönem olduğunu unutmamak gerekir. Durkheim, hızlı toplumsal değişimlerin

geleneksel bağların zayıflattığı ve bireylerin kuralsızlık yani anomi durumuyla karşı karşıya

kalmasına neden olduğunu savunur. Anomi, bireylerin toplumdan kopuk ve amaçsız hissettiği

bir durumdur ve bu kopukluk, intihar riskini artırmaktadır.

 Normlar bir topluma sadece alışkanlık değil aynı zamanda kimlik kazandıran bir uzamandala4.

Spencer’ın evrimsel bakışı, Durkheim’ın kolektif bilinç vurgusu ve Parsons’un işlevselci

yorumu, normların aslında toplumla bireyin arasındaki bir köprü olduğunu göstermektedir.

Köprüde dengesizlikler oluşsa da normlar yeniden dengeyi sağlar. Ancak normların dengeyi

sağlayamadığı zamanlarda bu dengesizlik hali anomiye yol açar. Normlar üzerine düşünmek,

yalnızca toplumu anlamak değil, aynı zamanda geleceği de öngörmeye çalışmaktır.

Yorumlar


bottom of page