Bir Türk-İslam Ülkücüsü: Seyyid Ahmet Arsavi
- Fatih Toklucu

- 16 Mar
- 7 dakikada okunur
Özet:
Milliyetçilik kavramının tarihini, bazı tarihçiler hatta sosyologlar milletlerin ortaya çıkmasıyla başlatırlar. Yani milliyetçiliğin tarihini insanlığın tarihi ile eş tutarlar. Avrupa’da milliyetçilik kavramı ise kilisenin baskısı ve mezhep savaşlarıyla etnik kökenlere dayalı milliyetçilik ideolojisiyle ulus-devletler kurulmuştur. Bugün Avrupa’daki anladığımız manada milliyetçilik, 18. yüzyılın ortalarında meydana gelecek ve tüm dünya ya devletler kurulmasına , o milletlerin geleceklerine yön veren temel etken olmuştur. Milliyetçilik ideolojisi tüm dünyayı etkilerken Türk milletinde de karşılık bulmuş ve Osmanlı Devleti’nin son zamanların da bu fikri benimseyen fikir ve devlet adamlarınca Türk toplumunda da etkisini göstermiştir. Cumhuriyet döneminin ilk senelerin den zamanımıza kadar ki süreçte siyasi ve sosyolojik anlam da etkili olmuştur. Türk milliyetçiliği, Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan tarihsel yolculuğunda ideolojik anlamda birçok değişim ve dönüşüme uğramış ve süreç içerisinde bu değişim ve dönüşümlerin öncülüğünü yapan ilim ve fikir adamlarının geçişine sahne olmuştur. Milliyetçilik kavramını öne çıkaran birçok düşünür ve fikir adamı kendi fikir dünyalarını ,yorumlarını katmışlar milliyetçilik ideolojisi ile ilgili farklı anlayışları ortaya çıkarmışlardır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında dönemin şartları gereği ulus-devlet modelini destekleyecek tarzda bir milliyetçilik ideolojisini benimsenmiş ve bu bir devlet politikası olarak kabul edilmiştir.
Yine dönemin şartları gereği devletin birliğini sağlamak için, Türk milletini ırk üstünlüğü düşüncesinden yola çıkarak soy birliği çatısı altında toplamayı hedefleyen bir milliyetçilik anlayışı ortaya çıkacaktır. Ülkedeki sosyal ve siyasi şartların değişiminin de etkisiyle milliyetçilik düşüncesi daha muhafazakâr bir yapıya bürünecek ve milliyetçilik ile din kavramını bir araya getirerek çok daha geniş kitleleri peşinden sürüklemiş devletin bekası için etkin olmuştur. Bu makalede, Türk Milliyetçiliğinin merkezine dini yerleştiren ve bu iki kavramı yan yana getirerek kapsamlı bir şekilde yorumlayan, buradan hareketle Türk milliyetçiliğinde , Çağları aşıp zamanımıza ulaşan Türk-İslam Ülküsünün sistemleştirilmesinde ve yeni nesillere aktarımında büyük gayret ve hizmetleri bulunan 20. yüzyılda en önemli fikir adamlarından biri olan Seyyid Ahmet Arvasi’yi ve Türk-İslam Ülküsünü ve etkilerini ele alacağız.
Giriş:
Türk Milleti çağlar boyunca İslam’ın sancaktarlığını yapmış bütün mevcudiyetini İ’la-yi kelimetullah ve Nizam-ı âlem mefkûrelerini vakfetmiştir. Türk milletinin kızıl elması “cihan hâkimiyeti mefkûresi” Yavuz Sultan Selim’in söylediği gibi “kuru bir cihangirlik davası değildir, asla olmamıştır. Bütün bu fetihler Allah’ın temiz ve en üstün biricik nizamı olan İslam’ın egemenliğini ve insanlığın temiz fıtratına ve onuruna yakışır bir şekilde yaşamını tayin ve temin etmek içindir”. Merhum Necip Fazıl Kısakürek’in dediği gibi fetihler yapan Türk ordusu bu coğrafyalar da “ardına çil çil kubbeler serpmiş” ve o kubbelerin altında insanlığın bedeni sıhhatti için; hamamlar, şifahaneler ve temiz aşhaneler yapmış. Zihni sıhhati için de ; Kütüphaneler, mektepler ve medreseler yapılmıştır. Ruhi sıhhat içinse camiiler imar edilmiş ve her haliyle baştan aşağı bayındır kentler inşa etmiştir.
Müslüman-Türk milletinin İslamiyet namına yapılan bu sosyal, kültürel, siyasi ve askeri hizmetleri Türk-İslam Ülküsünü teşekkül ittirmiştir. Bizzat tarihi inşa eden bu “rahmani” mefkûre bütün değerleri ile Türk tarihinin derinliklerinden kopmuş ve asırlar boyunca tekâmül ederek günümüze ulaşmıştır.
Çağları aşıp günümüze intikal eden Türk-İslam Ülküsünün 20. yüzyılda en önemli fikir adamlarının başında Türk-İslam Ülküsünün sistemleştirilmesinde ve yeni nesillere nakilin de büyük emek ve hizmetleri olan Seyyid Ahmet Arvasi gelmektedir.
Arvasi, bütün fikirlerini ve milliyetçilik anlayışını “Türk-İslam Ülküsü” mefkuresiyle yapılandırmıştır. Ona göre Türk milletinin özüne ve kimliğini bulmasının yolu Türk-İslam Ülküsü ’nü gerçek anlamda anlaşılması ve yaşamasından geçmektedir.
Arvasi, önce insanı incelemiş, sonra Türk’e yönelmiş ve Türk’ün dünyadaki yerini belirlemiştir. O, Türk-İslâm medeniyetinin yeniden dirilişinin, ancak kendi idealist kadrolarını yetiştirmekle mümkün olacağına inanmıştır. Türklük ve İslamiyet’in birbiriyle çatışan ve çelişen değerler olmadığını savunmuş ve çağdaş ilmin öncüsü olmak gerekliliğini özellikle belirtmiştir. Arvasi ’ye göre Türk Milleti’nin milliyetçilik anlayışı kesinlikle Batıdaki olduğu gibi ırkçılık esaslı olamaz. Türk Milleti’nin milliyetçilik anlayışı, kendini Türk üst kimliği çatısı altında gören ve Türk olarak tanımlayan herkesi kabul etmekte ve hangi ırka mensup olsun Türk Milleti’nin her anlamda gelişmesi ve güçlenmesi için gayret gösteren herkese kardeşçe yaklaşmaktadır.
Seyit Ahmet Arvasi Türk-İslam Ülküsünü oluşumun da harcı olan ve günümüze ulaşmasını sağlaya üç zümre olduğunu bunların da ; Peygamberler silsilesi, Sahabe ve Veliler olduğunu ifade eder. Seyyid Ahmet Arvasi, Türk-İslam Ülküsünü tevhid inancının ve mücadelesinin merkezine yerleştirmektedir. Türk milletinin eski çağlardan bu yana tek bir Allah’a inanan muvahhid bir millettir der aynı Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi’nin “yeryüzünde putu olmayan tek milletinin Türk milleti” sözünde olduğu gibi.
Seyyid Ahmet Arvasi’nin anlatmaya çalıştığı Türk-İslam Ülküsü ideolojisi incelendiğinde Türk’e ve Türk milliyetçiliğine olan sevgisinin Türk milletinin “Allah’ın ordusu” kimliği ile İslam'ın sancaktarlığını yapması, her milletten daha çok İslam dinine hizmetleri ve gösterdikleri kahramanlıklar yatmaktadır.
Seyyid Ahmet Arvasi “Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, Allah müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu kendisinin onları seveceği onlarında O’ nu seveceği bir kavim getirir ki Onlar Allah yolunda savaşırlar ve hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmezler. Bu Allah’ın bir lütfu ve inayetidir ki onu kim dilerse ona verir. Allah ihsanı bol olan, en çok bilendir.” (Kur’an-ı Kerim, Maide suresi 54.) ayetinin tefsir âlimi Van-i Mehmet Efendi tarafından yapılan tefsirinde Arap kavminin tehdit edildiğini ve onların yerine gelecek kavmin Türk milleti olduğunun belirtildiğini ifade etmektedir ki Arvasi de aynı düşünceleri paylaştığını e Ashab-ı kiramdan sonra İslam’a en büyük hizmeti Türk milleti tarafından yapıldığını söylemiştir.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin, “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız” sloganı ile 1969 da Adana da gerçekleştirdiği büyük kurultayından sonra, Türk-İslam sentezcisi bir söylemle, Türk milliyetçiliği ve Türk sağının merkezi haline gelen Milliyetçi Hareket Partisinde Türk İslam sentezini temellendiren ve bunu da Türk İslam ülküsü adıyla kavramlaştıran Arvasi, Türk Milliyetçiliğinin 1969 sonrası fikir öncülerinden olup geniş kitlelere yön vermiştir.
HAYATI VE ESERLERİ:
Seyyid Ahmet Arvasi 15 Şubat 1932 tarihinde Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde dünyaya gelmiştir. “Dünyada tek Türk kalsa o ben olurum” diyen büyük âlim Abdülhâkim Arvasi ile aynı aileye mensupturlar. Bu aile Peygamber efendimizin soyundan gelmekte olup “Seyyid”dirler. Bu mümtaz ailenin Türk milletine muhabbetleri coşkun ve Türk milliyetçiliğine istidatları aşkındır.
Cumhuriyet döneminde yetişen önemli fikir adamlarından olan Arvasî, ailece Van’ın Bahçesaray (Müküs) ilçesine bağlı Doğanyayla (Arvas) köyündendir. Ailenin adı, bu köyün adına atfen Arvasîler olarak anılmaktadır. Soyadı kanunu çıktıktan sonra aile Arvasî soy ismini almışlardır. Babası, bölgede ilmi ve faziletiyle tanınan, Van Gümrük Müdürlüğü’nden emekli olmuş Abdulhakim Efendi, annesi ise Cevahir Hanım’dır. Arvasî, ilkokul eğitimini Van’da yapmış ancak Doğubeyazıt’ta bitirmiş, Ortaokulu ise Erzurum’da tamamlamamıştır. Lise eğitimini, Erzurum Erkek Öğretmen Okulu’nda başlamış, Erciş Öğretmen Okulunda tamamlamıştır. Arvasî, 1952 yılında Konya’nın Doğanbeyli Nahiyesinde ilkokul öğretmeni olarak ilk eğitmenlik görevine başlamıştı.
“Doğanbeyli’nin ardından Ağrı'nın Molla Şemdin köyüne tayin edilen Arvasi, burada büyük sıkıntı ve çilelerle karşılaşmıştır. Harabe bir binadan ibaret olan okulda ders vermeye başladığında, öğrencilerin sefaletine şahit olmuş ve bütün maaşını çocukların giyecek, defter ve kitap masraflarına vermiştir. Molla Şemdin köyüne daha önce gelen öğretmenlerin, bu insanlarımıza karşı bakışı farklı olduğundan köylülerle arasında bir mesafe kalmıştır. Arvasi, köye ilk geldiğinde bunu hissetmiş, aradan geçen zaman zarfında onlarla beraber olmuş, inançlarını, değer yargılarını paylaşınca da büyük saygı ve sevgi görmüştür. Köydeki halkın kendisine eski tabirle muallim değil de müellim diye hitap etmelerinin yanlış telaffuzdan kaynaklandığını düşünerek ehemmiyet vermemişti. Bir müddet sonra kendisine Ahmet Bey, hakikaten siz, müellim (acı veren) değil, muallim (öğreten) imişsiniz denilince Arvasi, hayretler içinde kalarak, Anadolu'nun mektep ve medrese görmese bile ne kadar derin bir idrake sahip olduğunu müşahade ettiğini beyan eder”.
Üç yıl da burada görev yaptıktan sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji bölümüne kaydolmuş ve 1958’de mezun olmuştur. Önce Van Alpaslan İlköğretim Okulu, buradan sonra Savaştepe İlköğretim Okulu’nda eğitmenlik, Balıkesir Necatibey Eğitim Enstitüsü, Bursa Eğitim Enstitüsü, İstanbul Eğitim Enstitüsü’nde pedagoji öğretmenliği yapmıştır. Bir eğitimci ve fikir adamı olarak Türk Milli Eğitimine uzun süre hizmet veren, arkasından çok sayıda eser bırakan ve hayatını ülkenin geleceğine yön verecek uzman kadroların yetişmesine adayan Arvasî, 31 Aralık 1988’de vefat etmiştir. (Cengiz,2020,s.15). “Ailem 'Arvâsî' adı ile bilinir.
650 yıldan beri Anadolu'da yaşar. Orhan Gazi ile tanışan ve Anadolu'ya gelen ilk ceddim Hacı Kasım-ı Bağdadi adında bir zattır. O'nun oğullarından biri Van Gölü'nün güneyinde 'Arvas Köyüne' yerleşmiştir. Biz O'ndan türemiş ve çoğalmışız. Çok geniş ve köklü bir aileyiz. Şanlı Peygambere 'ümmet' olmak nimetlerin en büyüğü iken, bir de 'evi ad' olmakla şereflenmişiz.”
Aile seyitliğinden başka pek çok devlet ve bilim adamı yetiştirmesiyle de bilinmektedir. En meşhur simalardan birisi Nakşi şeyhlerinden biri “Dünyada tek Türk kalsa o ben olurum” diyen büyük âlim Seyyid Abdulhakim Arvasî’dir. 1880 yılında Hâlidiyye tarikatı şeyhlerinden Seyyid Fehim’e intisap eden Arvasî’nin tarikat silsilesi Seyyid Fehim, Seyyid Tâhâ vasıtasıyla Nakşibendiyye’nin Hâlidiyye kolunun kurucusu Mevlânâ Hâlid el-Bağdâdî’ye ulaşır. Fikir ve sanat dünyasında tanınmasında Necip Fazıl Kısakürek’in ona intisabı etkili olmuştur.
Seyyid Ahmet Arvasî’nin dedeleri İshak Paşa’nın daveti üzerine Van’dan ayrılıp Doğubayazıt’a gelmiş, ailenin misyonunu burada devam ettirmiştir. Arvâsî dini eğitimini köklü bir tasavvuf kültürüne sahip olan ailesinden almış, İlm-i Hâl adlı eserini yazmasındaki yeterliliği de bu ilmi, tasavvufi ve dini ortamdan edinmiştir. Bu mümtaz ailenin Türk milletine muhabbetleri coşkun ve Türk milliyetçiliğine istidatları aşkındır.
Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji bölümünü 1958 de bitirdikten sonra, birçok okulda görevler de bulunmuştur. Pedagoji öğretmenliği yaptığı başlıca okullar ise; Van Alparslan İlköğretim Okulu, Savaştepe İlköğretim Okulu, Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsü, Bursa Eğitim Enstitüsü ve İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsüdür. Atatürk Eğitim Enstitüsünde de görevde bulunan Arvasi; 1978 yılının mart ayında yirmi dört idareci arasından tek öğretmen olarak yurdun değişik yörelerine sürgün edilmiştir. 1979 yılında da emekli olmuştur. Emekliye olmadan önce Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel İdare Kurulu’na seçilmiş ve 12 Eylül 1980 ihtilaline kadar da görevine devam etmiştir. Darbeden sonra mücadelesine gazete ve dergilerde yazılarıyla başlayan Arvasi hem yazılarıyla hem de günlük makaleleriyle memleket meselelerini ve genç neslinde nabzını kontrol altında tutmaya çalışmıştır (Cengiz, 2020, s.17).
Eserleri:
Türk İslam medeniyeti ve kültürü üzerine birçok eser yazan Arvasi eserlerin de ana gayesini yetişen ve yetişecek yeni neslin milli ve manevi değerler çerçevesinde bilinçlenmesi, birleşmesi ve dirilmesi olarak belirlemiştir.
Hayattayken ve vefatından sonra yayınlanan eserleri;
Milliyetçiliğin Esasları, Kendini Arayan İnsan, İnsan ve İnsan Ötesi, Eğitim Sosyolojisi, Türk İslam Ülküsü ( 3 cilt ), Hasb-i Hal ( 6 cilt ), Devletin Dini Olur mu? , Manevi Yönelişler, Şüphe ve İman, Size Sesleniyorum ( 2 cilt ), doğu Anadolu Gerçeği, fikir Sefaletine Örnekler, Şiirlerim, Emperyalizmin Oyunları, Kadın- Erkek Üzerine, Milletlerin İtibarı, İlmi Tavır ve Ötesi, Sahte Dindarlar ve Laikler, Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz, Medenileşme ve İslamiyet, İlm-i Hal, Dünyadaki Kaynaşmalar ve Milli Eğitim, Türkiye’de Şark Meselesi ve Alınacak Tedbirler, Mamak Günleri’dir.
Fatih Toklucu
Yorumlar