Bir Etiketin Gölgesinde Konya
- Rabia Çavuşlar
- 20 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
Konya’da herhangi bir sokakta yürürken, zamanın diğer şehirlere kıyasla biraz daha yavaş ve
samimi aktığını hissedersiniz. İstanbul’da olduğu gibi sizi içine çeken bir koşuşturmanın
ortasında bulmazsınız kendinizi. Elbette burada da bir telaş vardır, ancak o telaşa katılıp
katılmamak biraz da sizin tercihinizdir. Modern hayatın hızına kapılmak artık neredeyse
kaçınılmaz olsa da Konya, hâlâ başınızı gökyüzüne kaldırıp derin bir nefes alma imkânı sunan
şehirlerden biridir. Bu yazıda, Konyalı bir sosyolog olarak şehire nasıl baktığımı ve Konya’ya
olan ön yargının nereden geldiğini gözlemlerimle anlatmak isterim.
Konya’yı Konya yapan en büyük unsur hiç kuşkusuz Mevlana’dır. Mevlana’ya göre Konya
hoşgörünün başkentidir. Bu söylem, Konya ile bütünleşmiş ve şehrin turistik kimliğinin
oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. Mevlana’nın toplum üzerinde etkisi büyüktür. Fakat bu
etki günümüz Konya’sında giderek önemini kaybetmeye başlamıştır. Eskiden Konya’yı ziyaret
eden kişiler Konya’daki toplumun ne kadar yardımsever olduğunu, samimi ve içten oldukları
kanaatine varırken, günümüzde bu güzel geri kanaatlerin yerini ‘Yobaz’ kelimesine bırakmıştır.
Yaşlı, yerli Konyalılar toplumun artık eskisi gibi olmamasının sebebini, Konya’ya köylerden
gelen insanlar ve üniversite öğrencilerinin şehri bozduğuna bağlasa da, bunun tamamen doğru
olduğuna inanmıyorum. Çünkü oluşan bu ‘Yobaz’ algısını sosyal medyanın bir ürünü olarak
görüyorum. Konyalı gençlerin çoğunun bu algıyı kabullendiğini ve hatta sanki çok güzel bir
şeymiş gibi övündüğünü gözlemlemekteyim. Kalan genç kesimin ise bu algıyı yıkmak için
çabalamadığını ve Konya’dan gittikleri an sorunlarının çözüleceğini varsaymaktadır. Bu
kabullenme ve içtenleştirme algısını sosyolojik şekilde açıklamam gerekirse kesinlikle, Howard
S. Becker’ın “Etiketleme kuramı’’ ile açıklarım. Etiketleme kuramına göre, toplum bireyleri
belirli davranış biçimleri ya da kimlik özellikleri üzerinden etiketler; bu etiketler zamanla
bireyin kendilik algısını ve sosyal konumunu belirleyici hale gelir. Başka bir deyişle, bireyler
üzerlerine yapıştırılan etiketlere göre davranmaya başlar, bu da toplumsal bir kimlik
dönüşümüne yol açar.
Bu önyargının yıkılması için, Konya’daki gençlerin bu önyargıları kabul etmesi veya
perdelemesini bir kenara bırakıp bu önyargılara ve yersiz sıfatlara karşı bilinçlenmesi
gerektiğini savunuyorum. Bu çözümü başlatmak için ise ‘etiketlenen’ tarafa değil de
‘etiketleyen’ tarafı sorgulamakla başlar. Sosyal medya da dolaşan bu yersiz önyargı ve yüzeysel
yargılara doğru eleştirel bir pencereden bakılması gerek. Konya, yüzlerce yıllık kültürel
birikimi, tasavvufi geçmişi ve Anadolu irfanını barındıran bir şehir. Bu birikimi tekrar görünür
kılmak; gençlerin şehirle kurduğu ilişkiyi yeniden tanımlamalarına, öz güvenli ve bilinçli bir
kimlik geliştirmelerine bağlıdır.
Bir sosyolog adayı olarak umudum; Konya’daki gençlerin kültürel mirasına sahip çıkan, bu
güzel ve kıymetli kültürel mirasa bulaşan tozları titizlikle temizleyen bilinçli insanlar olmalıdır.
Çünkü Mevlana’nın da dediği gibi, “Kendini küçük görme! Sen yürüyen bir evrensin.”





Yorumlar