;
top of page

Güçlü Kadının Sessiz Tükenişi

Biz kadınlar çoğu zaman güçlü görünmeyi öğrendik. Güçlü durmayı, dimdik ayakta kalmayı, kırıldığımız yerleri kimseye göstermemeyi… Peki yorulduğumuzda ne yapacağımızı kim öğretti bize? Ne zaman duracağımızı ne zaman dinleneceğimizi ne zaman “artık gücüm kalmadı” dememizin de bir hak olduğunu kim anlattı?


Kadın… Bir kelime gibi görünse de içinde binlerce anlam, binlerce duygu ve sayısız hikâye barındırır. Kadın; bir anne, bir evlat, bir yetişkin, kimi zaman da kendi çocukluğunu sırtında taşıyan bir insandır. Hayatın tüm zorluklarını göğüsleyen, düşmesine izin verilmeyen, ayakta kalması beklenen keskin bir kalıba sokulmuştur. Gözyaşları çoğu zaman gizlidir; acıları sessizdir. Çünkü kadın her şeye rağmen güçlü olmak zorundadır.

Oysa kadın aynı zamanda naifliğin, kırılganlığın, şefkatin ve saf sevginin de kaynağıdır. Kalbiyle düşünen, sezgileriyle yol bulan, duygularıyla var olan bir ruhtur. Ama ona en başından beri bu yanlarını saklaması öğretilir. Çünkü duygusal olmak zayıflık sanılır, ağlamak güçsüzlükle eş sayılır. 

Daha çocuk yaşta fısıldanır kulağına: “Kimseye muhtaç olma, oku, kendi ayaklarının üzerinde dur, boyun eğme, sen dayanıklısın, sen her şeyin üstesinden gelirsin.” Bu cümleler ilk duyulduğunda birer destek, birer alkış gibidir. İnsana güç verdiğini sanır. Ama zaman geçtikçe fark edilir ki bu sözler, omuzlarımıza bırakılan görünmez birer yüktür. Çünkü güçlü olmayı öğretirler ama yorulduğumuzda ne yapacağımızı öğretmezler. Dinlenmenin de bir ihtiyaç, durmanın da bir hak olduğunu söylemezler.

Dik duruşlarımızın arkasında biriken yorgunluğu nasıl taşıyacağımızı kim gösterdi bize? Ne zaman vazgeçmenin bir son değil, bir kurtuluş olabileceğini öğrendik? Gariptir ki kadınlar doğdukları andan itibaren güçlü olmak zorundaymış gibi yetiştirilir. Hayata şöyle bir dönüp baktığımızda bunu her yerde görürüz. Bir annenin hasta olduğunu, bir kadının “bugün iyi değilim” dediğini ne kadar az duyarız. Sanki onların da tükenmeye, yorulmaya hakları yokmuş gibi.


Biz “güçlü kadın” olmayı çoğu zaman yardım istememekle karıştırıyoruz. Kimseye yük olmamaya çalışırken, en ağır yükü kendimize yüklüyoruz. Herkesi anlayan, herkese yetişen, her soruna çözüm bulan kadınlar; sıra kendilerine geldiği zaman sağır ve dilsiz olmayı seçiyor. Toplum kadınlara her şeye yetmeyi öğretirken yetemediklerinde kendilerini suçlamayı da öğretti.  Yorulduklarında durmayı, ağladıklarında utanmamayı, düştüklerinde kalkmak zorunda olmadıklarını söylemedi.

Oysa gerçek şudur ki:  Yorulmak bir zayıflık, Ağlamak başarısızlık, Yardım istemek acizlik değildir. Vazgeçmek her zaman pes etmek anlamına da gelmez. Bazen hayata karşı durup dinlenmek, kendini hayatta tutmanın tek yoludur. Bazen “yapamıyorum” demek, kendine gösterilen en büyük şefkattir. Bazen de kabullenmek, ayakta kalabilmenin tek biçimidir.

Kadınların artık sadece güçlü olabilmeye değil, insan olabilmeye ihtiyacı vardır. Kusurlu, eksik, yorgun, kararsız halleriyle de var olabilmeye… Belki de asıl cesaret; her zaman dimdik durmakta değil, “bugün iyi değilim” diyebilmektedir. Çünkü en çok alkışlanan kadınlar en sessiz şekilde tükenenlerdir. Kimsenin fark etmediği yerlerde, kimseye hissettirmeden…


MELİSA İNANYAVUZ

Son Yazılar

Hepsini Gör
8 Mart Dünya Kadınlar Günü

8 Mart Dünya kadınlar Günü 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, 100 yılı aşkın süredir Mart ayında kutlanan ve kadınlarımızın tarih boyunca verdikleri hak, eşitlik ve özgürlük mücadelesini simgeleyen önemli bi

 
 
 
Zarafetin Direnişi

Yeryüzünde nezaketin, direnişin ve üretmenin bir karşılığı varsa, o da kadının parmak izidir. 8 Mart, takvimlerde sadece bir rakam değil; emeğin, zarafetin ve sarsılmaz bir iradenin tarihsel yankısıdı

 
 
 

Yorumlar


bottom of page